O an ne söyleyeceğimi bilemedim.

Defteri kapatıp ona geri verdim.

“Bir gün odanı birlikte düzenleyebiliriz.”

Gülümsedi.

“Arda’yla aynı evde mi?”

“Eğer her şey uygun görülürse, evet.”

“Onun oyuncaklarına dokunabilir miyim?”

“Önce sorarsın. O da seninkilere dokunmadan önce sorar.”

Lizi başını salladı.

“Tamam.”

Görüşme bittiğinde elimi bırakmak istemedi.

Ben de onu zorlamadım.

Uzmanın yönlendirmesiyle vedalaştık.

Kapıdan çıkarken arkasını dönüp bana baktı.

“Teyze, yine geleceksin, değil mi?”

“Geleceğim.”

Bu kez verdiğim sözün arkasında durmamı engelleyecek hiçbir aile baskısına izin vermeyecektim.

Aylar süren incelemelerin ardından vesayet dosyasında önemli kararlar verildi.

Babamın görevini sürdürmesinin Lizi’nin yararına olmadığına karar verildi ve mevcut vesayet düzeni değiştirildi.

Gerekli değerlendirmeler sonucunda yeğenimin bakımını ve yasal sorumluluğunu üstlenmem uygun bulundu.

Lizi benim evime taşındı.

İlk gece Arda ona kendi odasındaki küçük kitaplığı gösterdi.

“Burası senin kitapların için.”

Lizi etrafa baktı.

“Benim kitaplarım çok az.”

“Beraber çoğaltırız.”

Oğlum sonra oyuncak arabasını çıkardı.

“Bunu senin için sakladım.”

Lizi gülümsedi.

İlk kez uzun zamandır bir çocuk gibi gülüyordu.

Fakat geceleri hâlâ korkuyordu.

Bazen uykusundan sıçrayarak uyanıyor, kapısını kontrol ediyordu.

Bir gece su içmek için kalktığımda onu koridorda buldum.

Elinde küçük bir battaniye vardı.

“Ne oldu, canım?”

“Kapıyı kapattım.”

“Tamam.”

“Kilitlemedim.”

“Kilitlemen gerekmiyor.”

Lizi bir süre yüzüme baktı.

“Sen de kilitlemeyeceksin, değil mi?”

Dizlerimin üzerine çöktüm.

“Hayır.”

Kollarını boynuma doladı.

O gece salondaki kanepeye birlikte oturduk.

Bir süre sonra omzumda uyuyakaldı.

Sabah olduğunda Arda ikimizi orada buldu.

“Bütün gece burada mı uyudunuz?”

Gülümsedim.

“Biraz öyle oldu.”

Arda battaniyenin boş kalan ucunu çekti.

“Ben de gelebilir miyim?”

O sabah üçümüz salondaki kanepede kahvaltı yaptık.

Bir süre sonra Lizi için psikolojik destek başladı.

Uzman, yaşadığı olayların etkilerinin zamanla ve güvenli ilişkiler içinde ele alınması gerektiğini anlattı.

Yeğenimin her gün mutlu olmasını beklemedim.

Bazen sessizdi.

Bazen annesini özlüyordu.

Bazen de annemle babamı düşündüğünü söylüyordu.

Bir gün bana sordu.

“Anneannem neden beni istemedi?”

“Bence bunun cevabını sana verebilecek kişi anneannen. Ama sana yapılanlar senin suçun değildi.”

“Annem yaşasaydı böyle olur muydu?”

Soruyu duyduğumda boğazım düğümlendi.

“Bilmiyorum, canım.”

Lizi başını önüme eğdi.

“Ben bazen annemi unutacağım diye korkuyorum.”

Çantasından Aslı’nın eski bir fotoğrafını çıkardım.

İkisi sahilde oturuyordu.

Aslı’nın saçları rüzgârda dağılmış, Lizi gülmekten gözlerini kapatmıştı.

“Bunu birlikte çerçeveletelim mi?”

Lizi fotoğrafı aldı.

“Odama asabilir miyim?”

“Elbette.”

Ertesi hafta fotoğrafı yatağının karşısındaki duvara astık.

Lizi uzun süre baktı.

Sonra sessizce konuştu.

“Artık annemin yüzünü görmek için telefonumun fotoğraflarına bakmam gerekmeyecek.”

Bu küçük cümle, evimizin yavaş yavaş onun da evi olmaya başladığını gösteriyordu.

Bu sırada annemle babam hakkındaki soruşturmalar devam etti.

Dolaba kapatma, yaralanmalar ve çocuğun güvenliğiyle ilgili olaylar adli süreçte değerlendirildi.

Babam, Lizi’yi zorla tuttuğunu kabul etti ancak ona zarar vermek istemediğini söyledi.

Annem de dolabın dışarıdan sürgülendiğini inkâr etmedi.

Bunu disiplin amacıyla yaptığını ileri sürdü.

Fakat Lizi’nin yaşadıkları, hastane kayıtları ve diğer deliller bu açıklamaların ötesinde değerlendirilmek zorundaydı.

Mahkeme sürecinde her iki tarafın da ifadeleri alındı.

Sonunda annemle babam, eylemlerine ilişkin mahkemenin belirlediği cezai sonuçlarla karşılaştı. Hükümlerin uygulanması ve denetimine ilişkin kararlar da ilgili yargı mercilerince verildi.

Artık yaşananları yalnızca aile içi bir tartışma olarak gösteremiyorlardı.

Mal varlığına ilişkin inceleme ise ayrı ilerledi.

Aslı’nın dairesiyle ilgili satış hazırlıklarının tamamlanmadığı ve herhangi bir satışın gerçekleşmediği belirlendi.

Ancak kira gelirlerinin bir bölümünün Lizi’nin ihtiyaçları dışında kullanıldığına ilişkin belgeler ortaya çıktı.

Babam, bu paraları geçici olarak kullandığını ve geri ödemeyi düşündüğünü söyledi.

İlgili hesaplar incelendi.

Lizi’nin mal varlığına ilişkin kayıtlar yeniden düzenlendi ve tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için hukuki süreç başlatıldı.

Babam borçlarının bir kısmını kapatabilmek için elindeki bazı eşyaları ve aracını sattı.

Annemle birlikte yaşadıkları evden daha küçük bir daireye taşınmak zorunda kaldılar.

Aslı’nın evi ise satılmadı.

Kira gelirlerinin yeğenimin yararına kullanılması ve gerektiği şekilde hesaplarının tutulması için gerekli düzenlemeler yapıldı.

O evin mülkiyetine ilişkin haklar Lizi’ye aitti.

Ve artık kimse onun mirasını kendi borçlarının çözümü olarak göremeyecekti.

Bir akşam annem bana mektup gönderdi.

Zarfı birkaç gün açmadım.

Sonunda mutfak masasında otururken okumaya karar verdim.

Mektupta yaptıklarından pişman olduğunu yazıyordu.

Babamın borçlarından korktuğunu, evlerini kaybetme düşüncesinin onu çaresiz hissettirdiğini anlatıyordu.

Lizi’nin telefonla beni aramasının bütün planlarını bozacağını düşündüğünü kabul etmişti.

Ama mektubun sonuna doğru yine aynı cümleye benzer bir şey yazmıştı.

“Biz yine de onun anneannesiyle dedesiyiz.”

Mektubu katladım.

Akrabalık bağımızı inkâr edemezdim.

Ama bunun yapılanları ortadan kaldırmadığını da biliyordum.

Mektubu dosyaya koydum.

Lizi’ye göstermedim.

Böyle bir yükü taşımak zorunda değildi.

Görüşme konusunun, yeğenimin güvenliği ve uzman değerlendirmeleri doğrultusunda ele alınmasına karar vermiştik.

Lizi uzun süre anneannesiyle dedesini görmek istemedi.

Buna saygı duyuldu.

Bir gün kendisi görüşmek istediğini söylediğinde ise bunun güvenli koşullarda nasıl gerçekleştirilebileceği değerlendirilecekti.

Benim görevim onu intikamın içinde büyütmek değildi.

Ama kendisini inciten insanlarla ilişkisini sürdürmek zorundaymış gibi hissettirmemekti.

Zamanla evimizde yeni bir düzen oluştu.

Arda sabahları okula hazırlanırken Lizi’nin çantasını kapının yanına koyuyordu.

Lizi de akşamları Arda’nın ödevlerini bitirmesini bekleyip onunla resim yapıyordu.

İkisi zaman zaman kavga ediyordu.

Arda bir gün Lizi’nin en sevdiği kalemi izinsiz alınca büyük bir tartışma çıktı.

İkisini masaya oturttum.

Arda özür diledi.

Lizi kalemini geri aldı.

Sonra birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.

O gün sıradan bir çocuk kavgasını çözmek zorunda kalmak bana garip bir huzur verdi.

Çünkü Lizi artık korktuğu için susmak zorunda değildi.

İtiraz edebiliyor, kendi eşyalarını koruyabiliyor ve istemediği şeylere hayır diyebiliyordu.

Bir pazar sabahı odasını temizlerken eski telefonunu buldu.

Soruşturma sürecindeki gerekli işlemler tamamlandıktan sonra cihaz kendisine geri verilmişti.

Telefonun ekranı çizilmişti.

Kılıfının bir köşesi kırılmıştı.

Lizi uzun süre elinde tuttu.

Sonra bana getirdi.

“Teyze, bunu artık kullanmak istemiyorum.”

“Emin misin?”

Başını salladı.

“Dolabı hatırlatıyor.”

“Peki, ne yapmak istersin?”

“Annemin fotoğraflarını başka yere aktarabilir miyiz?”

“Elbette.”

Birlikte fotoğrafları bilgisayara aktardık.

Aslı’nın doğum günlerinden, okul gösterilerinden, tatillerden kalan onlarca fotoğraf vardı.

Lizi her birine tek tek baktı.

Sonunda telefonu masaya bıraktı.

“Bunu saklayalım ama odamda olmasın.”

“Tamam.”

Telefonu güvenli bir yere kaldırdım.

Birkaç gün sonra yeni bir defter aldık.

Lizi, eski defterindeki kilitsiz kapı resmini yeniden çizmek istedi.

Bu kez resimde daha büyük bir ev vardı.

Bahçesinde iki çocuk oynuyordu.

Pencereden bir kadın bakıyordu.

Kapının yanında küçük bir köpek oturuyordu.

“Bu köpek de nereden çıktı?” diye sordum.

Lizi gülümsedi.

“Bir gün alabiliriz diye düşündüm.”

“Önce biraz daha büyüyelim.”

“Ben mi, köpek mi?”

“İkiniz de.”

Kahkahası odanın içinde yankılandı.

O sesi duyduğumda Aslı’yı hatırladım.

Kız kardeşim de gülerken başını hafifçe geriye atardı.

Lizi bunu annesinden almıştı.

Bir süre sonra resmini tamamladı.

Kâğıdı bana uzattı.

“Bunu duvara asalım mı?”

“Nereye?”

“Kapının yanına.”

Resmi çerçeveletip koridora astık.

Böylece eve her girdiğimizde ilk gördüğümüz şey o oldu.

Bir akşam işten döndüğümde Lizi koridorda beni bekliyordu.

Elinde resmin önüne koyduğu küçük bir not vardı.

“Teyze, bunu yazdım.”

Kâğıdı aldım.

Düzgün olmayan çocuk harfleriyle tek bir cümle yazmıştı.

“Bu evde kapılar içeriden açılır.”

Başımı kaldırdım.

Lizi gülümsüyordu.

“Doğru yazmış mıyım?”

“Evet, canım.”

“Yanlışım yok mu?”

“Yok.”

Bana sarıldı.

O sırada Arda mutfaktan seslendi.

“Anne, makarnayı süzeyim mi?”

“Hayır, oğlum. Ben geliyorum.”

Lizi elimden tuttu.

Birlikte mutfağa yürüdük.

Masada üç tabak vardı.

Arda bardakları yerleştirmişti.

Lizi sandalyeye otururken bir an durdu.

“Teyze?”

“Efendim?”

“Ben burada ne kadar kalacağım?”

Yanına oturdum.

“Burası senin de evin, Lizi.”

“Yani büyüyene kadar mı?”

“Evet. Büyüdüğünde de istediğin zaman gelebileceğin bir evin olacak.”

Bir süre düşündü.

Sonra sandalyesini masaya yaklaştırdı.

“Güzel.”

Arda hemen araya girdi.

“Ama büyüyünce benim odamı alamazsın.”

Lizi güldü.

“Ben kendi odamı seviyorum zaten.”

O akşam makarna yedik.

Arda okulda olanları anlattı.

Lizi yeni çizdiği resmi gösterdi.

Ben de ertesi günün hazırlıklarını yaptım.

Artık her şeyin kusursuz olacağını düşünmüyordum.

Lizi’nin yaşadıklarının izleri bir gecede silinmeyecekti.

Ama önümüzdeki günlerde neyle karşılaşırsak karşılaşalım, onu bir daha yalnız bırakmamaya kararlıydım.

Gece çocukların odalarını kontrol etmek için koridora çıktım.

Arda uyuyordu.

Lizi’nin kapısı hafifçe aralıktı.

İçeri baktığımda yatağında oturduğunu gördüm.

“Uyumadın mı?”

“Birazdan uyuyacağım.”

“Bir şeye ihtiyacın var mı?”

Başını salladı.

Sonra kapıya baktı.

“Teyze, kapıyı açık bırakabilir miyim?”

“Elbette.”

“Sen de yatınca kapatmazsın, değil mi?”

“Kapatmam.”

Yastığına uzandı.

Işığını söndürmeden önce bir kez daha bana baktı.

“İyi geceler.”

“İyi geceler, canım.”

Koridora çıktım.

Kapıyı olduğu gibi bıraktım.

Lizi’nin odasının önünden geçerken çerçevelettiğimiz resme baktım.

İki çocuk, küçük bir köpek, bahçeli bir ev…

Ve üzerinde kilit bulunmayan kocaman bir kapı.

O gece yeğenim ilk kez beni çağırmadan uyudu.

Ben de koridorda beklemek zorunda kalmadım.

Çünkü artık onun sesini duymak için bir dolabın arkasına kulak vermeme gerek yoktu.

Bunlar da İlginizi Çekebilir