Doktor gerekli tetkikleri istedi.
Hemşire ise önceki gecenin kayıtlarını kontrol etti.
O sırada Lizi’nin dün gece baş dönmesi ve karın ağrısıyla getirildiğini, kolundaki izlerin nedenine ilişkin verilen açıklamaların tutarsız bulunduğunu öğrendik.
Hastane ekibi çocuk koruma değerlendirmesi yapılmasını istemişti.
Fakat annemle babam, Lizi’yi gözlem tamamlanmadan götürmüştü.
Üstelik babam, kayıt sırasında torununun evde merdivenden düştüğünü söylemişti.
Lizi ise şimdi başka bir şey anlatıyordu.
“Ben merdivenden düşmedim.”
Doktor sandalyesini biraz yaklaştırdı.
“Peki, ne oldu?”
Lizi gözlerini bana çevirdi.
Sonra bileklerine baktı.
“Dedem beni tutarken canım acıdı.”
İçimde bir şey koptu.
“Niye tuttu seni, canım?”
Yeğenim ağlamaya başladı.
“Dolaba girmek istemediğim için.”
Doktor bana baktı.
“Bunu daha önce biliyor muydunuz?”
“Hayır.”
Sesim titriyordu.
“Bugün bana telefon etti. Gidip dolaptan çıkardım.”
Hemşire not aldı.
Doktor muayeneye devam ederken Lizi’nin gerekli sıvı desteğini ve gözlemini planladı.
Ben ise kapının arkasında bekleyen annemle babamı düşünüyordum.
Dün gece hastaneye gelmişlerdi.
Bir sağlık çalışanı Lizi’nin durumundan şüphelenmişti.
Buna rağmen onu eve götürmüşlerdi.
Ve ertesi gün yeniden dolaba kapatmışlardı.
Ama henüz bilmediğim bir şey vardı.
Lizi’nin telefonunu neden bu kadar ısrarla geri istediğini hâlâ anlamamıştım.
Yaklaşık bir saat sonra hastanenin sosyal hizmet uzmanı bizimle görüştü.
Lizi’nin söyledikleri kayıt altına alınırken ayrıntılı sorgulamadan kaçınıldı. Uzman, çocuğun aynı olayları tekrar tekrar anlatmaya zorlanmaması gerektiğini açıkladı.
Ben de yaşadıklarımızı anlattım.
Annemin beni oğlumu kaybetmekle tehdit ettiğini söyledim.
Uzman, güvenlik açısından gerekli bildirimlerin yapılacağını belirtti.
Çocukla ilgili acil koruma ihtiyacının değerlendirilmesi için ilgili birimlerle iletişime geçildi.
O sırada annem koridorun sonundan beni izliyordu.
Yanına gitmedim.
Telefonum çaldı.
Arayan eski eşim Cem’di.
“Ece, annen beni aradı.”
Kalbim hızlandı.
“Ne söyledi?”
“Arda’yı senden almam gerektiğini söyledi. Lizi’yi kaçırdığını, polise gideceklerini anlattı.”
Gözlerimi kapattım.
“Cem, sana her şeyi açıklayacağım.”
“Önce şunu söyle. Çocuk iyi mi?”
“Muayene ediliyor.”
“Arda benimle güvende. Sen yeğeninle ilgilen.”
Bir süre konuşamadım.
Cem devam etti.
“Annen bana ne anlatırsa anlatsın, oğlumuzla ilgili kararları onunla vermeyeceğim.”
Telefon kapandığında ilk kez biraz nefes alabildim.
Fakat birkaç dakika sonra babamdan mesaj geldi.
“Lizi’yi geri getir. Annenin sinirleri bozuk. Bu mesele büyürse hepimiz zarar görürüz.”
Mesajı sakladım.
Artık aile içinde sessizce çözülebilecek bir mesele kalmamıştı.
Akşamüstü Lizi’nin muayenesi tamamlandığında yanına oturdum.
Yüzü biraz renklenmişti.
“Bir şey ister misin?”
“Telefonumu.”
“Dolabın arkasında kaldı, canım.”
Başını salladı.
“Onu almamız lazım.”
“Neden?”
Uzun süre sustu.
Ardından bana yaklaştı.
“Teyze, annemin evini satacaklar.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
“Aslı’nın evini mi?”
“Evet.”
Annemin yıllardır bu konuyu açmama neden bu kadar öfkelendiğini o anda hatırladım.
Kız kardeşim Aslı’nın Kartal’da küçük bir dairesi vardı.
Eşi Ozan hayattayken birlikte almışlardı. Ozan’ın ölümünden sonra mülkiyet durumu miras işlemleriyle yeniden düzenlenmiş, Aslı’nın ölümünün ardından da Lizi’nin miras payı ve hakları gündeme gelmişti.
Babam, vasi olarak gerekli işlemleri takip ettiğini söylemişti.
Daire bir süredir kiradaydı.
Ben kira gelirinin Lizi’nin geleceği için biriktirildiğini sanıyordum.
“Bunu sana kim söyledi?” diye sordum.
Lizi gözlerini kapıya çevirdi.
“Anneannemle dedem konuşuyordu.”
“Ne duydun?”
“Ev satılırsa bütün borçların biteceğini söylediler.”
Bu kez ben sustum.
Babamın mobilya atölyesini kapattıktan sonra bazı borçları olduğunu biliyordum.
Ama kardeşimin evini satmak istediğini bilmiyordum.
Lizi devam etti.
“Sonra dedem, senin öğrenmemen gerektiğini söyledi.”
“Benim mi?”
Başını salladı.
“Çünkü annemin evinin bana ait olduğunu söyleyeceğini biliyormuşsun.”
Kızım gibi sevdiğim çocuğun yüzüne baktım.
“Bunları ne zaman duydun?”
“Önceki gün.”
“Sonra ne oldu?”
Lizi’nin sesi yeniden kısıldı.
“Telefonumla fotoğraf çektim.”
İşte o anda dolabın arkasında kalan telefonun neden bu kadar önemli olduğunu anladım.
Ama Lizi’nin anlattıkları henüz bitmemişti.
“Anneannem beni gördü.”
“Ne yaptı?”
“Telefonumu istedi. Vermeyince dedemi çağırdı.”
Bileklerindeki morluklara baktım.
“Deden o zaman mı seni tuttu?”
Başını salladı.
“Sonra telefonumu bulamadılar.”
“Sen nereye koydun?”
“Dolabın arkasındaki boşluğa.”
Lizi elimi sıktı.
“Dün gece hastaneden dönünce yine aradılar. Bugün de telefonumu söylemezsem dolaptan çıkamayacağımı söylediler.”
Yutkundum.
“Peki, beni nasıl aradın?”
Küçük bir gülümseme belirdi yüzünde.
“Telefonu geri almak için dolaba bakarken buldum. Sonra kapattılar. Telefonu sakladım.”
O çocuğun bütün korkusuna rağmen beni aramak için bulduğu küçücük fırsatı düşündüm.
Fakat telefonun içinde gerçekten ne olduğunu henüz bilmiyordum.
Ertesi sabah polis merkezinde ifade verdim.
Dolabın sürgüsünü, Lizi’nin durumunu ve annemle babamın tehditlerini anlattım.
Telefonun olası delil olduğunu da belirttim.
Gerekli işlemler başlatıldı.
Evde yapılacak inceleme ve telefonun usulüne uygun şekilde alınması konularında yetkili birimler devreye girdi.
Ben ise bir aile hukuku avukatıyla görüştüm.
Avukatım Derya Aydın kırk iki yaşındaydı ve uzun yıllardır velayet, vesayet ve çocukların korunmasına ilişkin davalarla ilgileniyordu.
Belgeleri inceledikten sonra bana doğrudan bir soru sordu.
“Babanız Lizi’nin mal varlığıyla ilgili size hiç hesap verdi mi?”
“Hayır.”
“Kiradaki dairenin gelirini biliyor musunuz?”
“Bilmiyorum.”
“Peki, kardeşinizin ölümünden sonra düzenlenen miras belgelerini gördünüz mü?”
Başımı salladım.
“Babam her şeyi hallettiğini söyledi.”
Derya kalemini masaya bıraktı.
“Öncelikle vesayet dosyasını incelememiz gerekiyor. Çocuğun mal varlığıyla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını ancak belgelerden anlayabiliriz.”
Bunun üzerine mahkemeye başvurarak Lizi’nin korunması ve mevcut vasinin durumunun değerlendirilmesi için gerekli talepleri hazırladık.
Ayrıca miras kalan taşınmazla ilgili tapu kayıtlarının ve kira gelirlerinin incelenmesini istedik.
Birkaç gün sonra babam beni aradı.
Telefonu açtığımda sesi her zamankinden sakindi.
“Kızım, annen yaptıklarına çok pişman.”
Cevap vermedim.
“Lizi’nin dönmesini istiyoruz.”
“Lizi şu anda sizin yanınıza dönmek istemiyor.”
“Bir çocuk ne istediğini bilmez.”
“Bu çocuk size emanet edilmişti, baba.”
Babam iç çekti.
“Ben onu korumaya çalıştım.”
“Neyden?”
Uzun bir sessizlik oldu.
“Senin anneni tanıyorsun. Sinirlenince kendini kaybediyor.”
“Peki, sen neden dolabın sürgüsünü açmadın?”
Cevap vermedi.
“Lizi’nin bileklerinde neden morluklar vardı?”
“Çocuğu tutmak zorunda kaldım.”
“Niçin?”
Babamın sesi sertleşti.
“Ece, ailemizi mahkemelerde süründürmeye kararlı mısın?”
“Ben artık Lizi’nin ne yaşadığını öğrenmeye kararlıyım.”
Telefonu kapattım.
O gece Arda’yı yatırırken oğlum yüzüme baktı.
“Anne, anneannem sana neden kızgın?”
Bir süre düşündüm.
“Bazı şeylerde anlaşamıyoruz.”
“Benim yüzümden mi?”
“Hayır, oğlum.”
“Babam da öyle söyledi.”
Arda’nın saçlarını düzelttim.
“Senin hiçbir suçun yok.”
Oğlum bana sarıldı.
“Lizi ne zaman gelecek?”
“Şu anda güvende olması için gereken işlemler yapılıyor. Umarım yakında görüşürsünüz.”
Arda başını salladı.
Sonra oyuncak arabasını alıp yanıma koydu.
“Bunu ona verebilirsin. Korkmasın.”
Oyuncak arabayı elimde uzun süre tuttum.
Ertesi hafta Derya’nın ofisinde yaptığımız görüşmede yeni belgeler ortaya çıktı.
Babamın bir süredir ciddi borçları vardı.
Kapatılan atölyenin bazı ödemeleri tamamlanmamıştı. Ayrıca yıllar önce kefil olduğu bir borç nedeniyle hakkında icra takibi başlatılmıştı.
Annemle babam, kendi evlerini kaybetmemek için başka kaynaklar arıyordu.
Bu sırada Aslı’nın dairesinin kira gelirlerini kullanmaya başlamışlardı.
Ancak bunun Lizi’nin giderleri için ne kadarının harcandığı, ne kadarının başka ödemelere aktarıldığı henüz açıklığa kavuşmamıştı.
Derya, belgeleri önüme koydu.
“Burada dikkat çekici bir şey var.”
Bir banka dekontunu gösterdi.
Kira ödemesi, babamın kişisel hesabına yapılmıştı.
Açıklama bölümünde Aslı’nın dairesinin adresi vardı.
Tutar yirmi sekiz bin liraydı.
“Bu tek ödeme mi?” diye sordum.
“Hayır. Elimizde şimdilik birkaç dekont var. Diğerlerini de incelememiz gerekiyor.”
Belgeler arasında babamın emlakçıyla yaptığı yazışmaların çıktıları da bulunuyordu.
Bir mesajda dairenin satış değeri konuşuluyordu.
Bir diğerinde ise şu cümle vardı:
“Vesayet izniyle ilgili işlemleri netleştirmeden alıcıyla kesin sözleşme yapamayız.”
Gözlerimi ekrandan ayırmadım.
Babam yalnızca kira gelirini kullanmamıştı.
Aslı’nın kızına bıraktığı evi satmak için de hazırlık yapıyordu.
Ancak onu asıl zor durumda bırakan şey, telefonun bulunmasıyla ortaya çıktı.
Yetkili makamların yürüttüğü inceleme sırasında Lizi’nin dolabın arkasına sakladığı telefon alındı.
Cihazdaki fotoğraflar ve kayıtlar ilgili usuller çerçevesinde incelendi.
Derya, soruşturma kapsamında erişebildiğimiz belgeleri bana gösterdiğinde önce fotoğrafları gördüm.
Babamın masasının üzerinde duran kâğıtlar çekilmişti.
Birinde dairenin bilgileri ve satış için konuşulan tutarlar vardı.
Diğerinde kira ödemelerine ilişkin notlar bulunuyordu.
Fakat en önemli kayıt bir fotoğraf değildi.
Lizi, telefonunu saklamadan önce kısa bir ses kaydı almıştı.
Kayıtta önce annemin sesi duyuluyordu.
“Ece öğrenirse her şeye karışır.”
Babam cevap veriyordu.
“Mahkemeden izin almadan satış yapamayız. Önce bir yolunu bulmamız gerek.”
Annemin sesi sertleşiyordu.
“Çocuk her şeyi Ece’ye anlatırsa hiçbir şey yapamayız.”
Ardından Lizi’nin sesi duyuluyordu.
“Anneannem, annemin evini neden satıyorsunuz?”
Birkaç saniyelik sessizlik vardı.
Sonra annem bağırıyordu.
“Sen burada ne yapıyorsun?”
Kayıtta bir sandalye sesi ve hızlı adımlar duyuluyordu.
Babamın sesi yükseliyordu.
“Telefonu ver, Lizi.”
Yeğenim ağlamaklı bir sesle cevap veriyordu.
“Vermeyeceğim. Annemin evi benim.”
Kayıt burada bitiyordu.
Ekrana baktım.
Lizi’nin neden cezalandırıldığını artık biliyordum.
Ama annemle babamın bunu ne kadar ileri götürmeye hazır olduklarını henüz bilmiyordum.
İki gün sonra annem evime geldi.
Kapıyı açtığımda elinde bir poşet vardı.
İçinden Lizi’nin sevdiği ev yapımı kurabiyeleri çıkardı.
“Bunları ona götürürsün.”
“Şu anda sizinle görüşmek istemiyor.”
Annem ayakkabılarını çıkarmaya çalıştı.
“İçeri girip konuşalım.”
“Burada konuşabiliriz.”
Yüzü gerildi.
“Bana kapıda mı davranacaksın?”
“Evet.”
Kurabiye poşetini yavaşça aşağı indirdi.
“Ben senin annenim.”
“Biliyorum.”
“Bütün hayatımı size verdim.”
“Bunun Lizi’yle ne ilgisi var?”
Annemin gözleri doldu.
“Babanın borçlarını biliyorsun.”
“Artık biliyorum.”
“Evimiz elimizden giderse nereye gideceğiz?”
“Bunu Lizi’nin mirasıyla çözemezsiniz.”
“Biz o çocuğu büyütüyoruz.”
“Bu size onun malını istediğiniz gibi kullanma hakkı vermiyor.”
Annem kapının eşiğine yaslandı.
“Sen zaten hep Aslı’nın tarafındaydın.”
Bir an sustum.
Aslı’yla aramızda iki yaş vardı.
Çocukken annem bizi sürekli karşılaştırırdı.
Aslı daha sessizdi.
Ben daha çok itiraz ederdim.
Annem, kardeşimin sessizliğini terbiye, benim sorularımı ise saygısızlık olarak görürdü.
Şimdi Aslı hayatta değildi.
Ama annem hâlâ bizi birbirimize karşı kullanıyordu.
“Bu mesele Aslı’yla benim aramda değil,” dedim.
Annem yüzüme baktı.
“Lizi’yi alırsan onun bütün sorumluluğu sende olacak. Sonra gelip bizden yardım isteme.”
“Lizi için elimden geleni yapacağım.”
“Sen kendi oğluna bile zor yetişiyorsun.”
İşte beklediğim cümle gelmişti.
Kapıyı biraz daha araladım.
“Gidebilirsin, anne.”
Gözlerini kıstı.
“Bunu unutmayacağım.”
“Ben de o dolabın kapısını unutmayacağım.”
Kapıyı kapattım.
Arkamı döndüğümde Arda koridorda duruyordu.
Her şeyi duymuştu.
“Elindeki kurabiyeleri neden almadın, anne?”
Yanına çömeldim.
“Çünkü bazen birinin getirdiği şeyleri kabul etmek istemeyebiliriz.”
“Anneannem kötü mü?”
Bir süre düşündüm.
“Anneannen çok yanlış şeyler yaptı. Bunların sorumluluğunu alması gerekiyor.”
Arda başını salladı.
Sonra küçük elini omzuma koydu.
“Lizi gelince benim odamda oynayabilir.”
O gece ilk kez geleceği düşünürken yalnızca korku hissetmedim.
Lizi için güvenli bir düzen kurabileceğimize inanmaya başlamıştım.
Hukuki süreç kolay olmadı.
Babamın vasi olarak görevini yerine getirip getirmediği araştırıldı. Lizi’nin sağlık durumu, evde yaşadıkları ve mal varlığına ilişkin işlemler ayrı ayrı değerlendirildi.
Hastanenin kayıtları önemliydi.
Özellikle önceki geceki başvuru, şüpheli yaralanmalar ve gözlem tamamlanmadan ayrılma bilgileri, Lizi’nin güvenliğinin değerlendirilmesinde dikkate alındı.
Çocuğun korunmasına ilişkin tedbirler kapsamında yeğenim, ilk aşamada uzmanların gözetiminde güvenli bir bakım düzenine alındı.
Ben de onun bakımını üstlenmek için resmi başvurumu yaptım.
Ev koşullarım incelendi.
Gelirim, çalışma saatlerim ve Arda’nın bakım düzeni değerlendirildi.
Eski eşim Cem de gerektiğinde oğlumuzla ilgili sorumluluklarını sürdüreceğini belirtti.
Bir görüşme sırasında Derya bana baktı.
“Annenizin Arda’yla ilgili tehditleri sizi korkutuyor mu?”
“Elbette.”
“Peki, neden geri adım atmıyorsunuz?”
Masadaki dosyaya baktım.
“Çünkü Lizi beni aradığında telefonu açan tek kişi ben olabilirdim.”
Derya başını salladı.
“Şimdi önemli olan, bu kararlılığı belgelerle ve güvenli bir bakım planıyla desteklemek.”
Haklıydı.
Öfkemin değil, hazırladığımız somut düzenin yeğenime yardımcı olmasını istiyordum.
Birkaç hafta sonra Lizi’yle gözetimli bir görüşme yaptım.
Beni görünce koşmadı.
Önce kapının yanında durdu.
Sonra yavaşça yanıma geldi.
“Teyze, eve gidecek miyiz?”
“Bunun için işlemler devam ediyor, canım.”
“Anneannem gelecek mi?”
“Şu anda onunla görüşmen gerekmiyor.”
Lizi koltuğa oturdu.
Çantasından küçük bir defter çıkardı.
“Bunu sana göstermek istedim.”
Defterin sayfalarında ev resimleri vardı.
Bazıları iki katlıydı.
Bazıları bahçeliydi.
Bir sayfada yalnızca küçük bir oda çizilmişti.
Odanın içinde bir yatak, pencere ve kapı vardı.
Kapının üzerinde ise hiçbir kilit bulunmuyordu.
“Burası neresi?” diye sordum.
“Benim odam.”
“Neden kapısı açık?”
Lizi kalemini çevirdi.
“İstediğim zaman çıkabileyim diye.”