Güncel Kayınpederim
Birkaç saniye konuşamadı.

Sonra kendini toparladı.

— Esra’nın kızı.

— Kerem onun babası mı?

Nevin Hanım gözlerime baktı.

— Saçmalama.

Ama sesinde öfke yoktu.

Korku vardı.

Ve o korku, bana verdiği cevaptan çok daha fazla şey anlatıyordu.

Ertesi sabah avukat olan eski üniversite arkadaşım Derya Çetin’i aradım.

Derya otuz sekiz yaşındaydı. Yıllardır aile hukuku alanında çalışıyordu.

Her şeyi anlattım.

Sözümü kesmeden dinledi.

Sonra yalnızca bir şey sordu:

— Zeynep, şu an evde güvende misin?

— Evet.

— Peki doğumda yanında kimi istiyorsun?

Bu soruyu beklemiyordum.

Uzun süre konuşamadım.

Sonunda şöyle dedim:

— Kerem’i istemiyorum.

Derya sessizce bekledi.

— Dokuz aydır hiçbir kontrolüme gelmedi. Kanamam olduğunda bile gelmedi. Ama doğuma gelip herkesin önünde ilgili baba rolü oynayacağını biliyorum.

— O zaman bunu hastaneyle önceden konuş.

O gün doktorum Selin Hanım’a gittim.

Eşimle ciddi sorunlar yaşadığımı, doğum sırasında onun bulunmasını istemediğimi söyledim.

Doktorum dikkatle dinledi.

— Bu sizin doğumunuz, Zeynep Hanım. Yanınızda bulunmasını istediğiniz kişiyi siz belirlersiniz. Talebinizi dosyanıza kaydedelim.

Hastanenin ilgili birimine de bilgi verildi.

Acil durumda aranacak kişi olarak kız kardeşim Elif’in adını yazdırdım.

Elif otuz iki yaşındaydı. Üsküdar’da yaşıyor, bir ilkokulda öğretmenlik yapıyordu.

Ona yalnızca Kerem’le sorunlarımız olduğunu söylemiştim.

Bütün ayrıntıları anlatmaya henüz hazır değildim.

Hastaneden çıkarken doktorum elimi tuttu.

— Bebeğiniz için her şeyi tek başınıza yapmak zorunda değilsiniz. Yardım isteyin.

O cümleyi duyduğumda ağlamamak için başımı eğdim.

Çünkü aylardır herkesten aynı şeyi duymuştum.

“İdare et.”

“Sabret.”

“Kocanın işleri yoğun.”

İlk kez biri bana yardım isteyebileceğimi söylüyordu.

İki gün sonra Kerem’in dizüstü bilgisayarı yemek masasının üzerinde açık kaldı.

Bilgisayarını karıştırmak gibi bir alışkanlığım yoktu.

Ama ekranda açılmış bir belge gözüme çarptı.

Bir kira sözleşmesiydi.

Kiracı bölümünde Esra Demir’in adı yazıyordu.

Adres, Aylin’in sözünü ettiği yeni ofisin bulunduğu semtteydi.

Üstelik sözleşmede konut olarak belirtilmişti.

Ofis değildi.

Ataşehir’de iki odalı bir daireydi.

Kiranın ilk ödemesi ortak hesabımızdan Esra’ya gönderilen paranın bir kısmıyla aynı tarihe denk geliyordu.

Belgeyi kapatmadım.

Telefonumla yalnızca açık ekrandaki sözleşmenin fotoğrafını çektim.

Ardından Kerem’in masanın üzerinde bıraktığı bir zarf dikkatimi çekti.

İçinde okuldan gönderilmiş bir veli bilgilendirme yazısı vardı.

Öğrencinin adı:

İdil Arslan.

Veli:

Kerem Arslan.

Soyadını görünce sandalyeye oturdum.

Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki birkaç saniye nefesimi düzenlemeye çalıştım.

Kızım karnımda hareket etti.

Elimi üzerine koydum.

Sonra belgeyi tekrar okudum.

Kerem’in yalnızca Esra’nın kızına yardım etmediği artık açıktı.

Ama bunun ne anlama geldiğini doğrudan kendisinden duymak istiyordum.

O akşam eve geldiğinde belgeleri masaya koydum.

— Bunları açıkla.

Önce kira sözleşmesine baktı.

Sonra okul yazısına.

Yüzündeki ifade yavaşça değişti.

— Bilgisayarımı mı karıştırdın?

— İdil senin kızın mı?

Cevap vermedi.

— Kerem, bana bak.

Başını kaldırdı.

— Evet.

O kadar.

Altı yıllık evliliğimiz, tek bir kelimenin ardından başka bir şeye dönüştü.

Sandalyenin kenarını tuttum.

— Kaç yaşında?

— Sekiz.

— Biz tanıştığımızda…

— İdil iki yaşındaydı.

Gözlerimi kapattım.

Kerem’le tanıştığım zamanı hatırladım.

İlk kahvemizi, ilk tatilimizi, evlenme teklif ettiği akşamı…

O sırada iki yaşında bir kızı vardı.

Bana hiç söylememişti.

— Neden?

— Karmaşık bir meseleydi.

— Çocuğun olması mı karmaşıktı, bana yalan söylemen mi?

Kerem yüzünü ellerinin arasına aldı.

Esra’yla yıllar önce birlikte olduklarını anlattı.

İdil doğduktan sonra ayrılmışlar.

Kerem kızının maddi sorumluluğunu üstlenmiş, ancak çevresindeki birçok insandan onu saklamış.

— Seni kaybetmekten korktum.

Güldüm.

İstemeden çıkan, kısa ve acı bir gülüştü.

— Beni kaybetmemek için kızını mı sakladın?

— Öyle söyleme.

— Nasıl söyleyeyim?

Gözleri doldu.

— Zeynep, seni seviyorum.

Önündeki kâğıdı gösterdim.

— Peki bu ev ne?

Uzun süre sustu.

Sonra Esra’nın eski evinden taşınmak zorunda kaldığını söyledi.

Kızına yakın olmak için daire bulmuş.

Son aylarda Esra’yla yeniden görüşmeye başlamışlar.

— Yeniden görüşmek ne demek?

Başını eğdi.

Cevabı zaten biliyordum.

Ama yine de duymak istedim.

— Onunla birlikte misin?

— Bir süredir…

Cümlesini tamamlayamadı.

Ben de tamamlamasını istemedim.

Ayağa kalktım.

— Çık.

— Zeynep, doğumuna iki hafta kaldı.

— Biliyorum.

— Şimdi bunu konuşmanın zamanı değil.

Kapıyı gösterdim.

— Dokuz ay boyunca benimle konuşacak zamanın olmadı. Şimdi de yok.

Kerem önce gitmedi.

Bir süre salonun ortasında durdu.

Sonra ceketini aldı.

Kapıyı kapatırken arkasından seslendim:

— Anahtarını bırak.

Döndü.

— Burası benim de evim.

— Bu ev annemden kaldı, Kerem. Şimdi çıkmanı istiyorum.

Anahtarı sehpanın üzerine bıraktı.

O gece Elif’i aradım.

Yarım saat içinde geldi.

Kapıyı açtığımda elinde küçük bir çanta vardı.

Hiçbir şey sormadan sarıldı.

Başımı omzuna koydum.

— Ben neyi yanlış yaptım, Elif?

Saçımı okşadı.

— Şu an bunu düşünme. Önce otur.

Mutfakta bana çorba ısıttı.

Sonra yanımda oturup bekledi.

Bütün gece konuşmadık.

Ama ilk kez yalnız değildim.

Ertesi gün Derya’yla buluştuk.

Hesap dökümlerini, kira sözleşmesinin fotoğrafını ve diğer belgeleri gösterdim.

Derya her şeyi dikkatle inceledi.

— Ortak hesaptaki paranın nasıl kullanıldığını ve senin katkılarını belgeleyebiliyoruz. Boşanma sürecinde bunları değerlendireceğiz.

— Peki kızım?

— Velayet, çocuğun yararı esas alınarak değerlendirilir. Kerem’in seni korkutarak karar vermeni sağlamasına izin verme.

Başımı salladım.

— İdil’in hiçbir suçu yok.

Derya bana baktı.

— Bunu bilmen önemli. Ama onun suçsuz olması, Kerem’in sana yaptıklarını kabul etmeni gerektirmiyor.

O akşam Kerem aradı.

Telefonu açmadım.

Ardından mesaj geldi.

“Annem seninle konuşmak istiyor.”

Bir saat sonra Nevin Hanım kapıdaydı.

Elif salondaydı.

Kayınvalidem içeri girer girmez konuşmaya başladı.

— Kerem her şeyi anlattı. Sen de biraz anlayışlı olmalısın.

Ona baktım.

— Neye anlayış göstereyim?

— İdil’in bir suçu yok.

— Ben çocuğu suçlamıyorum.

— Oğlum da yıllardır iki taraf arasında kaldı.

Sandalyeye oturdum.

— Siz ne zamandır biliyorsunuz?

Gözlerini kaçırdı.

— Başından beri.

Elif’in eli dizinin üzerinde sıkıldı.

Ben konuşamadım.

Nevin Hanım devam etti:

— Kerem sana söylemek istedi ama ben acele etmemesini söyledim. Önce evliliğiniz otursun istedim.

— Altı yıl mı beklediniz?

— Sonra sen hamile kaldın. Seni üzmek istemedik.

Masadaki su bardağını kendime çektim.

Parmaklarım titriyordu.

— Ben hamileyken oğlunuz başka bir kadınla yaşıyordu.

— Tam olarak öyle değil.

— O zaman nasıl?

Cevap veremedi.

Bir süre sonra çantasını açtı.

İçinden küçük bir bebek battaniyesi çıkardı.

— Bunu torunum için ördüm.

Battaniyeye baktım.

Pembe ve beyaz iplikten örülmüştü.

Aylar önce böyle bir hediyeyi sevinçle kabul ederdim.

Şimdi Nevin Hanım’ın yüzüne bile bakmak istemiyordum.

— Bunu götürün.

Kaşları çatıldı.

— Bebeğin suçu ne?

— Bebeğimin hiçbir suçu yok. Ama onu kullanarak bu konuşmayı kapatmanıza izin vermeyeceğim.

Elif ayağa kalktı.

— Nevin Hanım, artık gitmeniz gerekiyor.

Kayınvalidem kapıya yürürken durdu.

— Kerem çocuğunu görmek isterse kimse engel olamaz.

Sesi tehditkârdı.

Ben de ilk kez gözlerini kaçırmadan cevap verdim.

— Kızımın haklarını da, kendi haklarımı da biliyorum. Bundan sonrasını avukatlarımız konuşacak.

Kapı kapandığında ellerimi karnıma koydum.

İçeriden güçlü bir tekme geldi.

Kızım sanki bütün konuşmayı dinlemişti.

— Tamam, dedim. Buradayım.

Sonraki günler boyunca Kerem defalarca özür diledi.

Çiçek gönderdi.

Mesajlar yazdı.

Evin önüne geldi.

Ama aynı zamanda ortak hesabımızdan çektiği paranın bir kısmını neden Esra’nın evine harcadığını açıklamaktan kaçındı.

“Her şeyi düzelteceğim” diyordu.

Neyi nasıl düzelteceğini söylemiyordu.

Doğumdan üç gün önce Derya’yla yeniden görüştüm.

Boşanma sürecini başlatmaya karar verdim.

Ancak doğum yaklaşmıştı.

Önce kızımı güvenle dünyaya getirecektim.

Kerem’e kararımı henüz söylemedim.

Hastanedeki doğum planımı son kez kontrol ettirdim.

Elif yanımda kalacaktı.

Kerem ise benim iznim olmadan doğumhaneye alınmayacaktı.

O gece hastane çantamı kapatırken annemin eski hırkasını içine koydum.

Gri, yumuşak bir hırkaydı.

Annem hastayken sık sık giyerdi.

Kokusu çoktan kaybolmuştu.

Ama düğmelerinden biri hâlâ onun diktiği şekilde duruyordu.

Hırkayı çantaya yerleştirirken ağladım.

Annem yaşasaydı, başımı dizine koyup hiçbir şey anlatmadan saatlerce oturabilirdim.

Şimdi onun yerine küçük bir hırkayı yanıma alıyordum.

Üç gün sonra sabah 04.17’de ilk güçlü sancıyla uyandım.

Yatağın kenarına tutundum.

Önce geçmesini bekledim.

Birkaç dakika sonra bir sancı daha geldi.

Elif yan odada uyuyordu.

Kapısını çaldım.

— Elif…

Beni görünce hemen ayağa kalktı.

— Başladı mı?

Başımı salladım.

Doktorumu aradık.

Sancılarımı anlattım. Hastaneye gelmemi söyledi.

Elif çantamı aldı.

Ben ayakkabılarımı giyerken bir sancı daha geldi.

Duvara yaslandım.

Elif koluma girdi.

— Tamam. Yavaş yavaş.

Sabahın karanlığında hastaneye vardık.

Muayeneden sonra doğumhaneye alındım.

Her şey beklediğimden hızlı ilerliyordu.

Saat 06.40’a doğru Elif’e Kerem’e mesaj göndereceğimi söyledim.

Telefonu elime aldım.

“Doğum başladı. Hastanedeyim. Sağlık ekibine bildirdim, doğumhaneye girmeni istemiyorum. Bebek doğduğunda haber vereceğim.”

Mesajı gönderdim.

Ardından telefonu Elif’e verdim.

Saat 07.17’de Kerem hastaneye geldi.

Koridordaki bağırışlarını duyduğumda yeni bir sancı başlamıştı.

Hemşire Emine Hanım yanıma geldi.

— Zeynep Hanım, eşiniz gelmiş. Talebiniz değişti mi?

Başımı iki yana salladım.

— Hayır.

— Tamam. Siz bebeğinize odaklanın.

Kerem dışarıda bağırmaya devam ediyordu.

— Onunla konuşacağım! Bir yanlış anlaşılma var!

Emine Hanım kapıya yöneldi.

Ben arkasından seslendim.

— Lütfen ona söyleyin. Yanlış anlaşılma yok.

Kapı kapandı.

Bir süre sonra koridor sessizleşti.

Ama telefonum Elif’in elinde sürekli titriyordu.

Kerem arıyordu.

Annesi arıyordu.

Mesajlar geliyordu.

Elif telefonu sessize aldı.

— Hiçbirine cevap vermeyeceğiz.

Saat 09.06’da kızım doğdu.

İlk ağlamasını duyduğumda gözlerim tavana dikilmişti.

Doktorum gülümsedi.

— Tebrik ederim, Zeynep Hanım. Kızınız geldi.

Bebeğimi göğsüme koyduklarında ellerimi nereye koyacağımı bilemedim.

Çok küçüktü.

Yüzü kızarmıştı.

Parmakları yumruk yapılmıştı.

Bir süre ağladı.

Sonra yanağını tenime yasladı.

Elimi sırtına koydum.

— Merhaba, Ada.

Sesim neredeyse çıkmıyordu.

Bebeğimin alnına dokundum.

Dokuz ay boyunca yalnız dinlediğim o kalp, şimdi göğsümün üzerinde atıyordu.

O an Kerem’i düşünmedim.

Esra’yı da.

Kaybolan parayı, yalanları, boşanmayı…

Yalnızca Ada’nın sıcaklığını hissettim.

Ama hayat, doğumhanenin kapısında durup bütün sorunlarımızı geride bırakmamıza izin vermedi.

Öğleden sonra odama geçtiğimde Elif telefonumu getirdi.

Kerem’den otuzdan fazla mesaj vardı.

İlk mesaj özür diliyordu.

İkincisi beni sevdiğini söylüyordu.

Sonrakiler giderek sertleşiyordu.

“Beni çocuğumun doğumundan mahrum bıraktın.”

“Bunu asla unutmayacağım.”

“Annem de çok kırıldı.”

Son mesaj ise farklıydı.

“Zeynep, şirkette sorun çıktı. Sen bir şey mi yaptın?”

Kaşlarımı çattım.

Elif’e baktım.

— Ne demek istiyor?

O sırada Derya aradı.

Telefona cevap verdim.

— Zeynep, önce tebrik ederim. İkiniz de iyi misiniz?

— İyiyiz. Ne oldu?

— Kerem’in şirket ortağı Murat Bey benimle iletişime geçti. Seninle görüşmek istiyor. Ama acele etmene gerek yok.

Murat Öztürk’ü tanıyordum.

Elli iki yaşındaydı. Şirketin çoğunluk hissesine sahipti ve Kerem’i yıllar önce genel müdür olarak işe almıştı.

Derya’ya ne olduğunu sordum.

— Şirket hesaplarında bazı ödemeler incelemeye alınmış. Şimdilik kesinleşmiş bir şey yok.

Telefonu kapattıktan sonra bebeğime baktım.

Uyuyordu.

Elif yanıma oturdu.

— Şimdi bunlarla uğraşma.

Haklıydı.

Ama Kerem’in gönderdiği son mesaj zihnimde dönüp duruyordu.

Şirkette ne olmuştu?

İki gün sonra Murat Bey beni aradı.

Önce geçmiş olsun dedi.

Sonra dikkatle konuşmaya başladı.

Şirketin dışarıdan hizmet aldığı muhasebeci, bazı danışmanlık ve organizasyon faturalarında tutarsızlık fark etmişti.

Ödemelerin bir kısmı Esra’nın bağlantılı olduğu hesaplara yapılmıştı.

Murat Bey, Kerem’den açıklama istemişti.

Kerem ise bunların şirket gideri olduğunu söylemişti.

Ancak bazı faturaların karşılığında herhangi bir hizmet verildiğini gösteren belge bulunamamıştı.

— Biz kendi incelememizi yürütüyoruz, Zeynep Hanım, dedi. Sizin hesabınızdan şirketle bağlantılı ödemeler yapıldığını öğrendim. Bu işlemlerle ilgili bilgi paylaşmak ister misiniz?

Bir süre düşündüm.

Sonra Derya’nın da katılacağı bir görüşme ayarlamayı kabul ettim.

Kerem’in paraları yalnızca Esra’ya göndermediği, şirketin hesaplarını da kişisel hayatını finanse etmek için kullanmış olabileceği anlaşılıyordu.

Ama kesin sonuca varmak için belgelere ihtiyaç vardı.

Doğumdan on gün sonra Murat Bey ve avukatıyla görüştük.

Derya yanımdaydı.

Ben kendi hesabımdaki transferleri, Kerem’in bana gönderdiği açıklamaları ve kira sözleşmesine ait fotoğrafı sundum.

Murat Bey belgeleri dikkatle inceledi.

Sonra başını kaldırdı.

— Kerem bize Ataşehir’deki adresin müşteri görüşmeleri için kullanılan bir ofis olduğunu söyledi.

— Orası Esra’nın yaşadığı ev.

Adamın yüzü gerildi.

— Bundan emin misiniz?

— Kira sözleşmesinde konut yazıyor. Kiracı da Esra.

Murat Bey uzun süre konuşmadı.

Ardından belgeleri avukatına uzattı.

— İncelemeyi genişletmemiz gerekecek.

O görüşmeden sonra Kerem’in telefonları kesilmedi.

Bu kez özür dilemiyordu.

— Şirketle konuşmaya ne hakkın vardı?

— Bana soru sordular. Ben de kendi hesabımdaki işlemleri gösterdim.

— Kariyerimi mahvediyorsun.

Ada beşiğinde uyuyordu.

Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.

— Ben senin kariyerini yönetmedim, Kerem. Parayı nereye harcadığına da ben karar vermedim.

— Esra’yla olan mesele bizi ilgilendirir. Şirketi karıştırmamalıydın.

Promoted Content

These Women Stunned With Their Pole Dance Moves
Herbeauty

The Way You Walk May Reveal Your Personality
Herbeauty

Bursa: No-Screw Implants For Seniors – How They Work And What They Cost
itsvividleaves.com
— Şirketin parasını kişisel işlerine kullandıysan bu artık yalnızca bizim meselemiz değil.

Sesini yükseltti.

— Sen hiçbir şey bilmiyorsun!

— O zaman belgeleri Murat Bey’e açıkla.

Telefonu kapattım.

İlk kez onun öfkesini yatıştırmak için kendimi açıklama ihtiyacı hissetmiyordum.

Asıl beklemediğim gelişme ise üç gün sonra yaşandı.

Kapım çaldığında Elif Ada’nın altını değiştiriyordu.

Kapıyı açtım.

Karşımda Esra vardı.

Onu tanımakta zorlandım.

Şirket yemeklerindeki bakımlı, kendinden emin kadının yerinde gözlerinin altı morarmış, yüzü solgun biri duruyordu.

— Konuşabilir miyiz?

Kapıyı hemen açmadım.

— Ne istiyorsunuz?

— Kerem’le ilgili.

— Söyleyeceklerinizi avukatıma anlatabilirsiniz.

Esra başını eğdi.

— Lütfen. Sadece beş dakika.

Elif yanıma geldi.

Kadını tanıyınca yüzü gerildi.

Ben bir süre düşündüm.

Sonra Esra’yı salona aldım.

Ada’yı Elif’e verdim.

Esra koltuğun ucuna oturdu.

Çantasını iki eliyle tutuyordu.

— Öncelikle bebeğiniz için tebrik ederim.

Cevap vermedim.

— Kerem bana sizin ayrılmak üzere olduğunuzu söyledi.

— Ne zaman?

— Hamileliğinizin başında.

Yüzüne baktım.

— Dokuz aydır mı ayrılıyoruz?

Gözlerini indirdi.

— Bir süre ayrı odalarda kaldığınızı söyledi. Evliliğinizin sadece kâğıt üzerinde sürdüğünü anlattı.

— Peki hamile olduğumu biliyor muydunuz?

Başını salladı.

— Evet.

— Buna rağmen onunla ilişkinizi sürdürdünüz.

— Bana boşanacağını söyledi.

— Benimle hiç konuşmadan mı?

Esra cevap vermedi.

Bir süre sonra çantasından telefonunu çıkardı.

Kerem’le yazışmalarını gösterdi.

Mesajlarda Kerem, beni doğumdan sonra ayrılmaya ikna edeceğini anlatıyordu.

Bir mesajda şöyle yazmıştı:

“Şimdi söylersem hamileliği bahane edip her şeyi zorlaştırır. Doğumdan sonra hallederim.”

Telefonu ona geri verdim.

— Bunları neden gösteriyorsunuz?

Esra’nın gözleri doldu.

— Çünkü bana da yalan söyledi.

Kerem’in şirketten ödeme aldığını, bazı harcamaları işle ilgili gösterdiğini biliyormuş.

Ancak ortak hesabımızdaki birikimden para kullandığını bilmediğini söyledi.

— Evin kirasını o ödüyordu. Kendi paramla karşılamaya çalıştığım masraflar da vardı. Bana şirketten hakkı olan parayı aldığını söyledi.

Bir an sustu.

— Şimdi Murat Bey benim de ifademe başvurmak istiyor.

— O zaman doğruyu anlatın.

Esra ellerine baktı.

— İdil’i babasından uzak tutmak istemedim.

Bu kez sesim biraz yumuşadı.

— İdil’in babasını tanımaya hakkı var. Ama benim de kocamın bir kızı olduğunu bilmeye hakkım vardı.

Esra ağlamaya başladı.

— Haklısınız.

Ona mendil uzatmadım.

Çünkü o anda onu teselli edecek gücüm yoktu.

Esra gittikten sonra Elif yanıma geldi.

— İyi misin?

Bebeğimin yanına oturdum.

Ada uykusunda ağzını kıpırdatıyordu.

— Bilmiyorum, dedim. Ama artık ne olduğunu biliyorum.

Esra’nın verdiği bilgiler, şirket incelemesindeki bazı boşlukların açıklığa kavuşmasına yardımcı oldu.

Sonraki haftalarda Murat Bey’in görevlendirdiği bağımsız mali müşavir, belgeleri inceledi.

Bazı kişisel harcamaların şirket gideri gibi gösterildiği, bazı ödemelerin de yeterli dayanak olmadan yapıldığı belirlendi.

Kerem’in bütün işlemleri tek başına yapmadığı, ancak genel müdür olarak bir kısmını onayladığı ortaya çıktı.

Şirket yönetimi Kerem’in genel müdürlük görevine son verdi.

Ayrıca şirketin uğradığını belirlediği zararın karşılanması için hukuki süreç başlatıldı.

Murat Bey beni son kez aradığında sesi yorgundu.

— Yıllardır birlikte çalışıyoruz. Böyle bir şey olacağını düşünmemiştim.

Ben pencerenin önünde duruyordum.

Ada kucağımda uyuyordu.

— Ben de düşünmemiştim, dedim.

İlk kez Kerem’in yaptıklarının sonuçları yalnızca benim omuzlarıma yüklenmiyordu.

Fakat en zor konuşma hâlâ yapılmamıştı.

Ada altı haftalıkken Kerem’le Derya’nın ofisinde buluştuk.

Onu son gördüğümden beri zayıflamıştı.

Gömleğinin yakası bol duruyordu.

Karşıma oturduğunda önce ellerime baktı.

Sonra sordu:

— Ada nasıl?

— İyi.

— Fotoğrafını görebilir miyim?

Telefonumdan bir fotoğraf açtım.

Uzun süre ekrana baktı.

Gözleri doldu.

— Bana benziyor mu?

— Henüz çok küçük.

Telefonu geri verdi.

— Onu görmek istiyorum.

— Bunu konuşacağız. Derya görüşme düzenini hazırlıyor.

Başını salladı.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra önündeki boşanma belgelerine baktı.

— Gerçekten bitirmek mi istiyorsun?

— Evet.

— Altı yılımızı çöpe mi atacağız?

Ellerimi masanın üzerine koydum.

— Kerem, o altı yılın büyük bir kısmında neyi bilmediğimi artık öğrendim.

— İdil’i sana söylemeliydim.

— Evet.

— Ama kötü bir baba olmak istemedim.

— Ona baba olmanla bana yalan söylemen aynı şey değil.

Yüzünü çevirdi.

— Esra’yla yeniden ilişkiye başlamam hataydı.

— Tek hata bu değildi.

Önündeki hesap dökümlerini gösterdim.

— Ortak paramızı kullandın. Şirketi de işin içine kattın. Beni hastanede tek başıma bıraktın. Sonra doğuma gelip herkesin önünde bağırdın.

— Çünkü çocuğumun doğumunu kaçırmak istemedim.

Bir süre gözlerine baktım.

— Kerem, dokuz ay boyunca hiçbir kontrolüme gelmedin. Bir kere bile.

Cevap vermedi.

— Yirmi altıncı haftada kanamam olduğunda hastanedeydim. Sana ulaşamadım. O gün nerede olduğunu şimdi söyleyebilir misin?

Dudaklarını birbirine bastırdı.

Sonunda konuştu.

— İdil’in okulunda bir etkinlik vardı.

Gözlerimi kapattım.

O günü hatırladım.

Hastanenin otoparkında, elimde ultrason kâğıdıyla oturduğum günü.

Kerem’in telefonda söylediği sözleri…

“Ama kötü bir şey olmadı. Büyütmeyelim.”

Gözlerimi açtım.

— Bana söyleseydin anlardım, Kerem. Bir kızın olduğunu, ona karşı sorumlulukların bulunduğunu bilseydim bunları konuşabilirdik. Ama sen beni kendi hayatının dışında tuttun.

— Korktum.

— Ben de korktum.

Sesim titredi.

— Hastanede tek başıma beklerken korktum. Bebeğimin kalp atışlarını ilk kez duyduğumda sen yanımda olmadığın için korktum. Doğuma giderken de korktum.

Derin bir nefes aldım.

— Ama artık karar vermekten korkmuyorum.

Kerem başını eğdi.

Toplantının geri kalanında Derya konuştu.

Boşanma sürecini, Ada’nın bakımını, kişisel ilişki düzenini ve mali taleplerimizi değerlendirdik.

Kerem ilk görüşmede bütün koşulları kabul etmedi.

Özellikle ortak hesaptan kullanılan paranın tamamını geri ödeme talebimize itiraz etti.

Ancak banka kayıtları, transferler ve harcamaların belgeleri ortadaydı.

Sonraki aylarda avukatlarımız arasında görüşmeler sürdü.

Bu sırada Kerem, Ada’yı belirlediğimiz günlerde görmeye başladı.

İlk görüşmelerde ben de yakında bulunuyordum.

Onu bebeği kucağına alırken izlemek kolay değildi.

Ama Ada’nın babasıyla ilişkisinin, benim yaşadığım ihanetten ayrı değerlendirilmesi gerektiğini biliyordum.

Kerem her gelişinde önce ellerini yıkıyor, sonra kızını dikkatle kucağına alıyordu.

Bir gün Ada onun parmağını tuttu.

Kerem uzun süre konuşamadı.

Sonra başını kaldırıp bana baktı.

— Çok şey kaçırdım.

Cevap vermedim.

Bazı gerçeklerin cevaba ihtiyacı yoktu.

Altı ay sonra boşanma konusunda anlaşmaya vardık.

Kerem, ortak hesaptan kullandığı iki yüz kırk bin lirayı belirlenen takvimle geri ödemeyi kabul etti. İlk büyük ödemeyi kendi adına kayıtlı otomobilini satarak yaptı.

Annemden kalan evin bana ait olduğu konusunda bir uyuşmazlık çıkmadı.

Ada’nın velayetinin bende kalması, Kerem’le düzenli kişisel ilişki kurulması ve çocuğumuz için iştirak nafakası ödenmesi üzerinde anlaştık.

Mahkeme, protokolü ve çocuğun yararına ilişkin koşulları değerlendirerek boşanmamıza karar verdi.

Adliyeden çıktığımız gün yağmur yağıyordu.

Kerem merdivenlerin altında durdu.

— Zeynep.

Döndüm.

— Annem seni aramak istiyor.

— Biliyorum.

— Ada’yı görmek istiyor.

— Bunun için uygun bir zaman belirleyebiliriz.

Bir süre sustu.

— Bana hâlâ çok kızgınsın.

Çantamın askısını düzelttim.

— Kızgınlık başka bir şey, Kerem. Sana yeniden güvenmemek başka.

Başını eğdi.

— Özür dilerim.

— Duydum.

Sonra yürüdüm.

Arkamdan gelmedi.

Boşanmanın ardından Kerem küçük bir proje firmasında çalışmaya başladı.

Eski şirketindeki mali inceleme nedeniyle Murat Bey’le arasındaki uyuşmazlık bir süre daha devam etti. Sonunda şirketin talep ettiği zararın bir bölümünü karşılamayı kabul ederek uzlaşmaya vardılar.

Esra ise Kerem’le ilişkisini bitirdi.

İdil’le birlikte başka bir eve taşındı ve pazarlama alanında yeni bir işe girdi.

Bunu aylar sonra Kerem’den öğrendim.

İdil’in okuluna devam ettiğini, babasıyla düzenli olarak görüştüğünü söyledi.

O küçük kızın hayatının yetişkinlerin yalanları yüzünden daha fazla zarar görmemesini diliyordum.

Onu hiçbir zaman suçlamadım.

Nevin Hanım ise boşanmadan sonra birkaç kez aradı.

İlk konuşmamızda ağladı.

— Ben aile dağılmasın istedim, Zeynep.

Ada’yı kucağımda tutuyordum.

— Aileyi korumak için bana gerçeği söyleyebilirdiniz.

Uzun süre sessiz kaldı.

Sonra ilk kez savunmaya geçmeden konuştu.

— Haklısın. İdil’i saklamamamız gerekiyordu.

Bu cümle geçmişi değiştirmedi.

Ama en azından yalanların bittiğini gösterdi.

Nevin Hanım’ın Ada’yla görüşmesini tamamen kesmedim.

Ziyaretlerini önceden planladık.

Bir gün bebeği kucağına aldığında gözleri doldu.

— Kerem’in bebekliğine benziyor.

Ona baktım.

— Belki. Ama Ada kendi hayatını yaşayacak.

Nevin Hanım bu kez itiraz etmedi.

Doğumdan bir yıl sonra işe döndüm.

Elif hâlâ hayatımın en büyük destekçisiydi.

Ada hastalandığında bazen gece yarısı bize geliyor, bazen de ben onu arayıp yalnızca konuşuyordum.

Evimizin düzeni değişmişti.

Salondaki büyük yemek masasını kaldırmış, yerine Ada’nın oynayabileceği geniş bir alan açmıştım.

Eskiden Kerem’in iş dosyalarının durduğu raflarda artık çocuk kitapları vardı.

Annemin eski hırkasını ise yatak odamdaki dolapta saklıyordum.

Ada yürümeye başladığı gün o hırkayı giymiştim.

Kızım sehpanın kenarına tutunup bana doğru iki küçük adım attı.

Sonra dengesini kaybedip oturdu.

Şaşkınlıkla yüzüme baktı.

Gülmeye başladım.

Elif telefonuyla video çekiyordu.

— Bir daha, Ada! Hadi anneciğine gel!

Ada yeniden ayağa kalktı.

Bu kez üç adım attı.

Kollarıma düştüğünde kahkahalarla güldü.

Onu havaya kaldırdım.

Yanağına öpücük kondurdum.

Telefonum masanın üzerinde titredi.

Kerem’den mesaj gelmişti.

“Ada nasıl? Bugün ilk adımlarını attı mı?”

Bir fotoğraf gönderdim.

“Bugün yürümeye başladı.”

Hemen cevap verdi.

“Keşke orada olsaydım.”

Ekrana baktım.

Eskiden böyle bir mesaj beni saatlerce ağlatabilirdi.

Şimdi yalnızca fotoğrafın altına kısa bir cevap yazdım.

“Cumartesi geldiğinde sana da gösterir.”

Telefonu bıraktım.

Ada yerde duran oyuncak ayısına doğru yürümeye çalışıyordu.

Elif gülerek peşinden gitti.

Ben mutfağa geçip çay koydum.

Pencereden içeri öğleden sonra güneşi vuruyordu.

Tezgâhın üzerinde Ada’nın küçük bardağı, yarım kalmış bir muz ve sabah yıkadığım biberon duruyordu.

Ev biraz dağınıktı.

Çamaşırlar henüz katlanmamıştı.

Ama kapıyı açtığımda neyle karşılaşacağımı biliyordum.

Telefon çaldığında kimin yalan söylediğini düşünmüyordum.

Gece uyandığımda yanımdaki boşluğa bakıp neden yalnız bırakıldığımı sorgulamıyordum.

Ada mutfağa kadar yürüdü.

Kapının kenarına tutunup bana baktı.

— Anne!

Diz çöktüm.

— Gel bakalım, güzel kızım.

Küçük adımlarla yanıma geldi.

Boynuma sarıldı.

Bir süre öyle kaldık.

Sonra onu kucağıma alıp pencerenin önüne götürdüm.

Dışarıda insanlar işten dönüyor, çocuklar okul çantalarıyla yürüyordu.

Ada camın arkasındaki bir kuşu gösterdi.

— Bak!

— Gördüm, dedim. Ne güzel uçuyor.

Başını omzuma yasladı.

O an aklıma doğumhanenin kapısındaki Kerem geldi.

“Ben onun kocasıyım!”

Hemşirenin verdiği cevabı hatırladım.

“Eşiniz sizi içeri istemiyor.”

Hayatım boyunca birçok insan benim yerime karar vermişti.

Neye katlanacağımı, ne zaman susacağımı, kime anlayış göstereceğimi söylemişlerdi.

O sabah hastanede ilk kez kendi kararımın arkasında durmuştum.

Ve şimdi, bir yıl sonra, kızımın küçük elini avucumda tutarken bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyordum.

Ada yeniden kuşu gösterdi.

Sonra yüzüme dönüp gülümsedi.

Ben de gülümsedim.

Kızımın ilk adımlarını attığı bu evde, artık kimsenin dönmesini beklemiyordum.

Çünkü sonunda kendime ait olan hayata dönmüştüm.

Bunlar da İlginizi Çekebilir