—Dokuz Ay Boyunca Kocam Tek Bir Hamilelik Kontrolüme Bile Gelmedi. Sabah 04.17’de Doğum Sancılarım Başladığında Yine Yanımda Yoktu. Üç Saat Sonra Hastaneye Koşup “Ben Kocasıyım, Beni İçeri Alamazsınız Diyemezsiniz!” Diye Bağırdı. Hemşirenin Verdiği Cevabı Duyunca Yüzü Bembeyaz Oldu. Çünkü Onu İçeri Almamalarını Bizzat Ben İstemiştim. Ama Asıl Gerçeği Öğrendiğinde Kaybedeceği Tek Şey Karısı Olmayacaktı…
— Ben onun kocasıyım! Beni içeri almaya hakkınız yok!
Kerem’in sesini doğumhanenin kapalı kapısının ardından duyduğumda saat tam 07.17’ydi. Üç saat önce, sabah 04.17’de başlayan sancılarım yüzünden iki büklüm olmuştum. Şimdi ise parmaklarımı yatağın kenarına geçirmiş, kocamın bağırışlarını dinliyordum.
Hemşire Emine Hanım’ın sesi sakindi.
— Beyefendi, eşiniz açıkça içeri girmenizi istemediğini belirtti. Bu onun kararı. Lütfen koridoru boşaltın.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
— Evet, fakat doğum yapan kişi eşiniz. Onun izni olmadan sizi doğumhaneye alamayız.
Gözlerimi kapattım.
Dokuz aydır ilk kez Kerem’in bir hastane kapısında benim için beklediğini düşünmek, tuhaf biçimde içimi acıttı.
Ama artık çok geçti.
Çünkü onu dışarıda bırakma kararını doğum sancılarım başladığında vermemiştim.
İki hafta önce, mutfağımızdaki masanın üzerinde duran bir banka dekontunu gördüğüm gün vermiştim.
Ve o dekontun arkasından çıkan gerçek, evliliğim hakkında bildiğim her şeyi değiştirmişti.
Ben Zeynep Arslan. Otuz altı yaşındayım ve İstanbul’da bir lojistik şirketinin finans bölümünde çalışıyorum.
Kocam Kerem Arslan ise kırk yaşında. İstanbul’da mobilya ve iç mimarlık projeleri yapan bir şirketin genel müdürüydü.
Altı yıllık evliliğimizin ilk yıllarında insanlar bize bakıp birbirimizi ne kadar iyi tamamladığımızı söylerdi.
Kerem konuşkan, girişken ve çevresi geniş bir adamdı. Ben daha sakindim. Hesapları tutar, evin düzenini sağlar, onun sürekli değişen iş programına uyum göstermeye çalışırdım.
Evimiz Kadıköy’de, annemden kalan küçük bir daireydi.
Annem üç yıl önce vefat etmişti. Babamı ise üniversite yıllarımda kaybetmiştim.
Kerem’le evlendiğimde kendime ait bir evim, düzenli bir işim ve birikimim vardı.
Onun bana ihtiyacım olduğu için değil, birlikte bir hayat kurmak istediğim için evlenmiştim.
En azından öyle düşünüyordum.
Hamile olduğumu öğrendiğim gün, elimde testle banyodan çıktığımda Kerem televizyonun karşısında oturuyordu.
— Kerem…
Başını kaldırdı.
Testi gösterdim.
Önce anlamadı. Sonra ayağa kalktı, bana sarıldı.
— Gerçekten mi?
Başımı salladım.
Beni havaya kaldırmaya çalışınca gülerek koluna vurdum.
— İndir beni. Daha şimdiden düşüreceksin.
O gece mutfakta sabaha kadar oturduk.
Kızımız olursa Ada, oğlumuz olursa Deniz koymaya karar verdik.
Kerem elini karnıma koyup fısıldadı:
— Bu sefer her şeyi doğru yapacağım.
O cümlenin anlamını aylar sonra anlayacaktım.
İlk doktor randevumuz salı günü saat 10.30’daydı.
Kerem bir önceki akşam, mutlaka geleceğini söyledi.
Sabah dokuzda telefonuma mesaj geldi.
“Hayatım, müşteri toplantısı çıktı. Yetişemeyeceğim. Fotoğraf gönderirsin.”
Bekleme salonunda tek başıma oturdum.
Yanımda genç bir çift vardı. Adam, eşinin çantasını taşıyor, sürekli su isteyip istemediğini soruyordu.
Telefonumu avucumda çevirdim.
Doktor bebeğin kalp atışlarını dinlettiğinde gözlerim doldu.
Kerem’e kısa bir video gönderdim.
Akşam cevap verdi.
“Harika. Bugün çok yoğundum, kusura bakma.”
İkinci randevuda Ankara’daydı.
Üçüncüsünde şirketin muhasebecisiyle görüşmesi gerekiyordu.
Dördüncüde telefonu kapalıydı.
Yirminci haftada ayrıntılı ultrason için hastaneye giderken son kez ısrar ettim.
— Kerem, bugün bebeğimizin bütün organlarına bakacaklar. Benim için önemli.
Gömleğinin düğmelerini iliklerken aynadan bana baktı.
— Zeynep, sanki keyfimden gelmiyorum. Çalışmazsam bu çocuk nasıl büyüyecek?
Bir şey söylemedim.
O sabah doktorumuz Selin Yılmaz, ekrandaki küçük kalbi gösterirken yanındaki boş sandalyeye bakmamaya çalıştım.
— Bebeğiniz sağlıklı görünüyor. Kızınız olacak.
İçimden bir şey yükseldi.
Kızım.
Eve dönerken tramvayda bir durak erken indim. Küçük bir mağazadan sarı bir bebek tulumu aldım.
Kerem’e fotoğrafını gönderdim.
“Bir kızımız olacak.”
Cevabı iki saat sonra geldi.