Sarı tozlu yolların, kekik kokulu yamaçların ve her sabah erkenden öten horoz seslerinin arasında, Anadolu’nun küçük bir köyünde başlıyordu Selma’nın hikayesi. Selma, on yedi yaşında, gözlerinde hem çocuksu bir masumiyet hem de yaşından büyük bir kararlılık taşıyan bir genç kızdı. Köy okuluna giden tek liseli kız grubu içindeydi ve her sabah o uzun, taşlı yolu yürürken sırtındaki eski çantasında sadece kitaplarını değil, annesinin özenle hazırladığı azığını da taşırdı.

Bu yolun en sadık sakini ise, köyün çıkışındaki devasa meşe ağacının altına sığınmış olan “Eskici Yusuf” lakaplı bir dilenciydi. Yusuf, kimseye zararı dokunmayan, kirli hırkasının içinde kaybolmuş, sadece gözleriyle konuşan bir adamdı. Selma, her sabah annesinin yanına koyduğu sıcacık bazlamanın yarısını ya da bir kap ev yemeğini hiç düşünmeden Yusuf’la paylaşırdı. Ona göre bu, bir iyilikten ziyade bir sabah selamlaşmasıydı.

Ancak o gün, gökyüzünün kurşuni bir renge büründüğü, rüzgarın uğultusunun fırtınaya göz kırptığı o garip sabah, her şey değişecekti. Selma, yine her zamanki gibi ağacın yanına yaklaştı. Çantasından çıkardığı sıcak çorbayı ve bir dilim ekmeği Yusuf’un önüne bırakırken, “Afiyet olsun Yusuf amca, bugün hava çok soğuk, dikkat et,” dedi.

Tam arkasını dönüp gidecekken, yıllardır sadece mırıltılar çıkaran Yusuf, Selma’nın bileğini beklenmedik bir çeviklikle tuttu. Selma korkuyla irkildi. Yusuf’un gözleri her zamanki donukluğundan sıyrılmış, keskin bir zekayla parlıyordu.

“Selma,” dedi, sesi paslanmış bir kapı menteşesi gibi gıcırtılı ama otoriterdi. “Vakit daralıyor. Babanın sana bırakmadığı ama senin olan şeyi bulmanın zamanı geldi.”

Selma donup kalmıştı. Yusuf babasını nereden tanıyordu? Babası o daha beş yaşındayken bir iş kazasında öldü diye biliyordu. “Sen… babamı nereden tanıyorsun? Ne demek vakit daralıyor?”

Yusuf, elindeki ekmeği bir kenara bıraktı ve heybesinden eski, deri kaplı bir defter çıkardı. “Baban bir maden işçisi değildi Selma. O, bu toprakların altına saklanan kadim bir sırrın bekçisiydi. Sana ‘tozlu yolun sonundaki ışığı’ aramanı söylemişti, hatırla.”

Bunlar da İlginizi Çekebilir