Selma, her sabah köyün tozlu yollarını aşarak okuluna giden, hayalleri olan genç bir kızdı. Çantasında sadece kitaplarını değil, annesinin paylaştıkça çoğalacağına inandığı ekmeğini de taşırdı. Yol üstündeki yaşlı meşe ağacının altında bekleyen ve köylülerin “Eskici Yusuf” dediği o sessiz dilenciyle her gün yemeğini paylaşmak, Selma için bir sabah ritüeli haline gelmişti. Ancak bir sabah, doğanın sessizliğe büründüğü o puslu havada, yıllardır tek kelime etmeyen Yusuf, Selma’nın bileğini tutarak hayatını kökünden değiştirecek o cümleyi fısıldadı: “Vakit daralıyor Selma, babanın sana anlatamadığı gerçeği öğrenme zamanın geldi.”
Selma, babasını yıllar önce sıradan bir iş kazasında kaybettiğini sanıyordu. Oysa karşısındaki bu gizemli adam, babasının aslında bir maden işçisi değil, bu toprakların altına saklanan kadim bir sırrın son bekçisi olduğunu iddia ediyordu. Yusuf’un titreyen ellerinden aldığı eski, deri kaplı defter ve paslı bir anahtar, genç kızı terk edilmiş eski bir değirmenin karanlık mahzenine kadar sürükleyecekti. Gece yarısı, fırtınanın uğultusu altında o ağır taş kapağı araladığında Selma, sadece ailesinin geçmişini değil, tüm köyün kaderini değiştirecek belgelere ulaştı. Büyük bir şirketin kâr hırsıyla yok etmek istediği su kaynakları ve babasının bu uğurda verdiği gizli mücadele artık Selma’nın omuzlarındaydı.. devamı diğer sayfada

Bunlar da İlginizi Çekebilir