Fotoğrafın arkasında minik bir yazı vardı. Titreyen gözlerimle okumaya çalıştım:
“Benim iki kızım. 1970.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
“Bu… bu nasıl mümkün?” diye fısıldadım.
Sedef endişeyle bana baktı. “Bir şey mi oldu?”
Gözlerim doldu. “Annemin… ikinci bir kızı vardı mı?”
Sedef’in yüzü bir anda soldu. “Ben evlatlıktım,” dedi yavaşça. “Bunu iki yıl önce öğrendim. Ailem biyolojik ailemi araştırmamı istemedi. Ama gizlice bir DNA testi yaptırdım.”
Furkan’ın bakışları şaşkınlıktan donmuştu.
“Sonuçlar,” diye devam etti Sedef, “biyolojik büyükannemin isminin… sizin annenizin adıyla aynı olduğunu gösterdi.”
O an her şey yerine oturdu.
Annem gençliğinde bir bebek doğurmuştu. Muhtemelen evlilik dışıydı. O dönemde bu büyük bir skandaldı. Bebeği vermiş, hayatına devam etmişti. Sonra babamla evlenmiş, beni doğurmuştu. Ama ilk kızını hiçbir zaman tamamen bırakmamıştı.
Kolye… iki kızını da simgeliyordu.
Birini yanında büyütmüş, diğerini kalbinde taşımıştı.
Ölürken kolyeyi benimle birlikte göm demesi… belki de sırrının onunla gitmesini istemesindendi. Ama kader başka bir plan yapmıştı. Yıllar sonra o ilk kızın torunu, benim oğlumun hayatına girmişti.
Sedef’in gözlerinden yaş süzüldü. “Ben ailemi aramak istemiştim,” dedi. “Ama korktum. Reddedilmekten korktum.”
Elini tuttum.
“Sen zaten ailendesin,” dedim titrek ama kararlı bir sesle.
Furkan şaşkınlıkla, “Yani… biz akraba mıyız?” diye sordu.