Güncel Muz kabukları
Sonra tattım.

Sıcaktı.

Sıradandı.

Güvenliydi.

Ağlamaya başladım.

Çünkü bazen iyileşmek büyük zaferlerle başlamıyordu.

Kendi hazırladığınız bir yemeği korkmadan yiyebilmekle başlıyordu.

Şirketimde yönetim düzenini değiştirdim.

Hiçbir eşin, akrabanın veya tek bir yöneticinin sağlık gerekçesiyle şirket üzerinde kontrol kuramayacağı yeni hükümler oluşturduk. Elektronik imzaları çok aşamalı güvenliğe aldık. Yönetim kurulu kararlarında bağımsız denetim şartı getirdik.

Ayrıca zorla vasilik, ekonomik şiddet ve sahte sağlık raporlarıyla mücadele eden bir hukuk fonu kurdum.

Fonun ilk desteklediği kişi, kliniğin kayıtlarında bulunan yetmiş iki yaşındaki bir kadındı. Oğlu onu zihinsel yetersiz ilan ettirip evini satmıştı.

Mahkeme aylar sonra kadının haklarını geri verdi.

Beni arayıp yalnızca şunu söyledi:

—Kızım, bana yeniden kendi adımı verdiniz.

Telefonu kapattığımda uzun süre ağladım.

Ozan ile Sema benim adımı dosyaların içinde silmeye çalışmıştı.

Şimdi ben başkalarının isimlerini geri almasına yardım ediyordum.

Davanın bitmesinden iki yıl sonra Kapadokya’daki otelimizin terasında gün doğumunu izliyordum. Vadinin üzerinde balonlar yükseliyordu. Misafirler kahvaltıya inmeden önce otel sessizdi.

Telefonuma bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.

Ozan’dı.

Cezaevinden ortak bir tanıdık aracılığıyla ulaştırmıştı.

“Beni durdurabilirdin. Kâseleri değiştirmek yerine polisi arayabilirdin. Ya ölseydim?”

Mesajı iki kez okudum.

Hâlâ yaptığı şeyin merkezinde kendisini görüyordu.

Aylarca beni zehirleyen, irademi almaya çalışan ve hayatımı satmaya hazırlanan adam, kendi içtiği bir kâsenin hesabını benden soruyordu.

Cevap yazmadım.

Telefonu kapatıp vadiye baktım.

Onu kurtaran ambulansı ben çağırmıştım.

Delilleri ben korumuştum.

Doktorlara ne içtiğini ben anlatmıştım.

Yaşaması için gereken her şeyi yapmıştım.

Ama onu sonuçlarından kurtarmak benim görevim değildi.

O sabah güneş kayaların arasından yükselirken ilk kez o geceyi başka türlü hatırladım.

Ben kâseleri değiştirdiğim için hayatta kalmamıştım.

Hayatta kalmıştım çünkü gözlerime inanmıştım.

İçimdeki korkuyu küçümsememiştim.

“Belki yanlış gördüm” dememiştim.

Beni seven birinin böyle bir şey yapamayacağına kendimi zorla inandırmamıştım.

Ozan, tabağıma birkaç damla koyduğunda yalnızca bedenimi kontrol edeceğini sanmıştı.

Sema, kapıma sedyeyle geldiğinde beni kendi hayatımdan çıkarabileceklerine inanmıştı.

İkisi de yanılmıştı.

Çünkü insanı en kolay susturan şey ilaç, para ya da sahte belge değildi.

Kendi gerçeğinden şüphe etmesiydi.

Ben o gece şüphe etmedim.

Ve yıllar sonra, Kapadokya’nın üzerinde yükselen balonları izlerken artık ne Ozan’ın yüzünü ne Sema’nın mesajını düşünüyordum.

Aklımda yalnızca Kuzguncuk’taki küçük mutfağım vardı.

Tek kişilik masam.

Güvenle içtiğim sıcak çorba.

Ve bana yeniden ait olan hayatım.

Bunlar da İlginizi Çekebilir