KOCAM ÇORBAMA BİR ŞEY DAMLATTIĞINI GÖRMEDİĞİMİ SANDI; KÂSELERİ DEĞİŞTİRDİM, YARIM SAAT SONRA YERE YIĞILDI… ABLAMIN MESAJIYSA ASIL PLANIN ÖLÜM OLMADIĞINI ORTAYA ÇIKARDI
—Çorbanı bitir, Derya. Özellikle senin için yaptım.

Kocam Ozan bunu söylerken gülümsüyordu.

Sekiz yıllık evliliğimiz boyunca o gülümsemeyi yüzlerce kez görmüştüm. Düğünümüzde, ilk evimizi aldığımız gün, annemin cenazesinde elimi tutarken…

Fakat o gece, İstanbul Boğazı’na bakan Kandilli’deki evimizin yemek odasında, gülümsemesi bana bir çığlıktan daha korkunç geldi.

Çünkü birkaç saniye önce onu görmüştüm.

Ben telefonuma bakıyormuş gibi yaparken ceketinin iç cebinden küçük, koyu renkli bir şişe çıkarmıştı. Kapağını başparmağıyla açmış, renksiz birkaç damlayı yalnızca benim mercimek çorbama dökmüştü.

Hareketleri o kadar sakindi ki bunu ilk kez yapmadığını düşündüm.

Ozan kâseyi önüme itti.

—Son zamanlarda çok zayıfladın, dedi.— Bir şeyler yemen gerekiyor.

İki aydır gerçekten de zayıflıyordum.

Sabahları midem bulanıyor, başım dönüyor, toplantıların ortasında kelimeleri unutuyordum. Saçlarım duşta avuçlarıma geliyor, merdiven çıkarken nefesim kesiliyordu.

Doktorlar stresten şüphelenmişti.

Ozan da her randevudan sonra aynı şeyi söylüyordu:

—Şirketi biraz bırakmalısın. Her şeyi kontrol edemezsin.

Benim adım Derya Aksoy. Otuz sekiz yaşındaydım. İstanbul, İzmir ve Kapadokya’da eski yapıları restore ederek butik otele dönüştüren bir şirketin kurucusuydum.

Babam belediyede teknisyendi. Annem yıllarca evde dikiş dikmişti. İlk otelimi Balat’ta harabe hâlindeki bir binada açtığımda banka borcum vardı, çalışanım yoktu ve geceleri resepsiyonda uyuyordum.

On dört yılda dokuz otel kurmuştum.

Ozan ise insanlara benim başarımı kendi başarısı gibi anlatıyordu.

—Derya taşı toprağı altına çevirir, derdi.

Son bir yıldır bu cümlenin içindeki hayranlık kaybolmuştu.

Yerine açlık gelmişti.

Özellikle ablam Sema hayatımıza yeniden girdikten sonra.

Sema benden dört yaş büyüktü. Çocukken beni korur, okul dönüşü saçımı örerdi. Fakat büyüdükçe sevgisinin içine görünmez bir hesap karışmıştı.

Ben ilk otelimi açtığımda tebrik etmiş, ardından:

—Babam sana her zaman daha çok güvendi, demişti.

Annem şirketimin başarısıyla övündüğünde Sema gülümseyip:

—Derya’nın şansı hep açıktır, diye eklerdi.

Altı ay önce boşandığını söyleyerek İstanbul’a taşındı. Ozan ona iş bulmamız gerektiğini savundu. Ben de şirketimin satın alma bölümünde danışmanlık görevi verdim.

Sonra ikisi fazla yakınlaşmaya başladı.

Ben şehir dışındayken Sema evimize geliyor, Ozan’la saatlerce oturuyordu. Sorduğumda otel projelerini konuştuklarını söylüyorlardı.

Bir akşam Ankara’dan erken dönüp onları kütüphanede buldum.

Yan yana oturuyorlardı.

Sema’nın eli Ozan’ın dizindeydi.

Beni görünce ikisi de ayağa kalktı.

—Yanlış anlama, dedi Ozan.— Sema çok kötü bir gün geçirdi.

Sema ise gözlerime bakamadı.

O gece hiçbir şey söylemedim.

Fakat ertesi gün evin güvenlik sistemini değiştirdim. Salona, çalışma odasına ve mutfağa küçük kameralar yerleştirdim. Görüntüler yalnızca benim şirket hesabıma kaydediliyordu.

Üç hafta boyunca hiçbir şey olmadı.

Sonra Kapadokya’daki otelimizde toplantıdayken telefonuma hareket uyarısı geldi.

Kaydı açtım.

Ozan, Sema’yı mutfak tezgâhına yaslayarak öpüyordu.

Aralarındaki şey yeni değildi.

Sema geri çekilip:

—Daha ne kadar bekleyeceğiz? diye sordu.— Her gün yüzüne bakıp kardeşimmiş gibi davranmaktan bıktım.

Ozan siyah bir dosyayı masaya koydu.

—Derya’nın sağlığı zaten kötüleşiyor. Birkaç hafta içinde yönetim kurulu onun karar veremediğine inanacak.

Sema dosyadaki belgeleri çevirdi.

—Peki vasiyet?

—Değiştirildi.

—Oteller?

—Vasi kararı çıkınca hisseleri geçici olarak ben yöneteceğim. Sonrası kolay.

Boğazım düğümlendi.

Beni öldürmekten söz etmiyorlardı.

Beni hayattayken kendi hayatımdan çıkarmaktan söz ediyorlardı.

Kayıtların devamında sahte doktor raporları, taklit edilmiş imzalar ve benim adıma hazırlanmış bir vekâletname gördüm. Belgelerde uzun süredir ağır bir sinir sistemi hastalığı yaşadığım, karar verme yeteneğimi kaybettiğim yazıyordu.

Ozan’ın çalışma bilgisayarını incelediğimde daha fazlasını buldum.

Ani bilinç kayıpları.

Hafıza bozuklukları.

Mahkemeden geçici vasilik talebi.

Şirket yöneticisinin sağlık gerekçesiyle görevden uzaklaştırılması.

Ayrıca hayat sigortamın lehtarının üç ay önce değiştirildiğini gösteren bir taslak vardı.

Beş gün boyunca hiçbir şey bilmiyormuş gibi davrandım.

Ozan’ın yaptığı kahveyi içmedim. İlaçlarımı kilitli çantada taşıdım. Yemekleri ofiste yedim. Kan örneklerimi özel bir laboratuvara gönderdim.

Sonuçlar henüz çıkmamıştı.

Ve o gece çorba önümdeydi.

Ozan’ın telefonu çaldı.

Ekrana baktıktan sonra ayağa kalktı.

—Şirketten arıyorlar. Sen başla, hemen geliyorum.

Yemek odasından çıkar çıkmaz kâselere baktım.

İkisi de aynıydı.

Benim kâsemin altında küçük mavi bir çiçek deseni, onunkinin altında ince bir çizik vardı. Servis takımını yıllardır kullandığım için farkı biliyordum.

Ellerim titremesine rağmen kâseleri değiştirdim.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi yerime oturdum.

Ozan geri döndüğünde önce önümdeki kâseye baktı.

Mavi desen artık onun tarafındaydı.

Fark etmedi.

Kaşığını aldı.

—Afiyet olsun, dedi.

—Sana da.

Yemek boyunca yüzünü izledim.

Her kaşıkta midem biraz daha sıkıştı.

Onu durdurabilirdim.

Ama o zaman şişeyi saklayacak, belgeleri yok edecek, beni yine hasta ve kuruntulu gösterecekti.

Sadece ne koyduğunu ve ne amaçladığını bilmem gerekiyordu.

Yaklaşık yirmi beş dakika sonra Ozan’ın eli titredi.

Kaşık tabağın kenarına çarptı.

—Derya…

Yüzü bir anda soldu.

Ayağa kalkmaya çalıştı, fakat sandalye geriye devrildi. Bir eliyle masaya tutundu, diğer eliyle göğsünü değil, başını kavradı.

—Gözlerim… göremiyorum.

Yere düştüğünde koşup telefonumu aldım. Ambulansı aradım. Ardından çorba kâsesini ve masadaki şişeyi peçeteyle sarıp dokunulmayacak şekilde kenara koydum.

Ozan yerde nefes almaya çalışırken telefonu titredi.

Ekranda Sema’nın adı belirdi.

Mesaj ön izlemesi açıktı:

“İlk aşama tamam mı? Bu gece ölmemesi gerekiyor. Yarın klinikte bilincini kaybedince vasi raporunu imzalatacağız. Derya’nın yerine senin hastaneye gitmediğinden emin ol.”

Donup kaldım.

İlk aşama.

Demek çorbadaki şey beni öldürmek için değildi.

Beni bilinçsiz hâle getirmek, sahte bir kliniğe götürmek ve hukuken yaşayan bir gölgeye çevirmek içindi.

Ozan yerde gözlerini açmaya çalıştı.

Telefon yeniden titredi.

Sema bu kez yalnızca bir fotoğraf gönderdi.

Fotoğrafta özel bir kliniğin odası, boş bir yatak ve kapının yanında bekleyen iki adam vardı.

Yatağın üzerindeki hasta dosyasında benim adım yazıyordu.

Derya Aksoy.

Altında ise henüz imzalanmamış bir belge duruyordu:

Süresiz vasilik ve şirket yönetiminin eşe devri.

Tam o anda evin kapı zili çaldı.

Güvenlik kamerasını açtım.

Kapının önünde Sema duruyordu.

Yanında beyaz önlük giymiş bir doktor ve ellerinde sedye bulunan iki adam vardı.

Sema kameraya bakıp gülümsedi.

Sonra zile ikinci kez bastı.

Ozan’ın hâlâ yerde olduğunu bilmiyordu.

Ve beni almaya gelmişti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir