Hakkı Bey salonda derin bir sessizlik oluşmasını bekledi. Ben ise nefesimi tutmuş, birazdan duyacaklarımla hayatımın tamamen değişeceğini hissediyordum.

Sonunda dudaklarını araladı.

"Çünkü gerçek şu ki..." dedi. "Ben sandığın gibi milyoner değilim."

Salonda uğultular yükseldi.

Yüzümdeki ifade bir anda donup kaldı.

"Yıllar önce gerçekten çok büyük bir servetim vardı," diye devam etti. "Fakat eşimi kaybettikten sonra servetimin büyük bölümünü kanser hastası çocukların tedavisi için kurduğum vakfa bağışladım. Geri kalanını da depremzedeler, öğrencilere burs sağlayan dernekler ve huzurevleri için harcadım."Konuklar birbirlerine bakmaya başladı.

Ben ise tek kelime edemiyordum.

"Bugün üzerimde gördüğün saat kiralık. Arabam kiralık. Bu düğün için giydiğim takım bile kiralık."

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

"Peki ya malikâne?" diye istemsizce bağırdım.

Hakkı Bey başını iki yana salladı.

"O malikâne bana ait değildi. Satılıktı. Sana sadece hikâyeni görmek için öyle söyledim."

Sanki bütün salon üzerime yıkılmıştı.

"O zaman..." dedim titreyerek. "Benden istediğin para?"Onu da geri ödeyecektim. Sadece nasıl davranacağını görmek istedim."

Misafirlerin arasında fısıldaşmalar başladı.

Annem gözlerini kapatmıştı.

Babam ise başını önüne eğmişti.

Hakkı Bey yeniden mikrofona döndü.

"Bu genç kadın beni tanıdığını sandı. Bana hiçbir zaman çocukluğumu, kaybettiğim eşimi ya da yıllarca verdiğim mücadeleyi sormadı. Bana tek bir kez bile mutlu olup olmadığımı sormadı."

Söyledikleri içime ok gibi saplanıyordu.

"Her konuşmamız servetim, evim, arabalarım ve gelecekte yaşayacağı hayat üzerineydi."

Bunlar da İlginizi Çekebilir