Arkasına baktım.
Sadece bir tarih yazıyordu.
Fotoğraftaki adamın yüzü tanıdık gelmiyordu.
Ama mektuptaki isimle birleşince içimde garip bir his oluştu.
Adamın adı:
Ahmet’ti.
Annem yazmaya devam etmişti:
“Oğlum, sana gerçeği söylemek istemedim çünkü hayatını değiştirecek bir yük taşımanı istemedim.”
“Fakat artık bilmelisin.”
“Ahmet senin baban değildi… ama seni yıllarca kendi oğlu gibi sevdi.”
Nefesim kesildi.
Çünkü benim bildiğim tek baba vardı.
Ve o yıllar önce ölmüştü.
Peki annem neden başka bir adamdan bahsediyordu?
Ertesi gün mektuptaki eski adrese gittim.
Yıllardır kimsenin yaşamadığı eski bir evdi.
Kapıyı yaşlı bir adam açtı.
Beni görünce gözleri doldu.
Sanki beni yıllardır bekliyordu.
“Sen onun oğlusun, değil mi?”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Adam derin bir nefes aldı.
“Annen bana sonunda izin verdi.”
“Ne için?” dedim.
Adam gözlerini yere indirdi.
“Sana gerçeği anlatmam için.”
O an hayatım boyunca inandığım her şeyin değişeceğini hissettim.
Ahmet bana annemin neden sustuğunu anlattı.
Babam öldükten sonra annem çok zor durumda kalmıştı.
Ahmet ona yardım etmişti.
Beni kendi çocuğu gibi sevmişti.
Ama annem, benim geçmişimi karıştırmak istemediği için onu hayatımızdan uzaklaştırmıştı.
Yıllar boyunca Ahmet beni uzaktan takip etmişti.
Doğum günlerimde hediyeler göndermişti.
Ama annem hiçbir zaman bana söylememişti.
Adam cebinden küçük bir kutu çıkardı.
“Bu senin için.”
Kutunun içinde çocukken yazdığım bir mektup vardı.
Ama ben onu hiç hatırlamıyordum.
Ahmet gülümsedi.
“Annen bunu yıllarca sakladı.”
Mektupta çocukken yazdığım tek bir cümle vardı:
“Annem ve babam beni hep sevsin.”
O gün eve dönerken annemin mektubunu tekrar okudum.

Bunlar da İlginizi Çekebilir