“Ben onun kız kardeşiyim.”
Sonra çantasından başka bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta Hakan ve Defne yan yana duruyordu.
Kadın konuşmaya devam etti:
“Defne hastalandığında ona yardım eden oydu. Doktorlara ulaştı, tedavisini ayarladı, hatta seni bulmasına da yardım etti. Ama Defne, geçmişin yeniden ortaya çıkmasından korkuyordu.”
“Peki neden bana bunları anlatmadı?”
Kadın hafifçe gülümsedi.
“Çünkü senin son günlerini korkuyla geçirmeni istemedi. Sana yalnızca sevdiği kadın olarak dönmek istedi.”
O an Defne’nin son beş gününü düşündüm.
Bana neden geçmişten hiç bahsetmediğini…
Neden bazen geceleri sessizce ağladığını…
Neden sabahları uyandığında elimi uzun süre bırakmadığını…
Hepsi bir anlam kazanmıştı.
Cenazeden sonra eve döndüğümde salonun ortasında uzun süre öylece oturdum.
Sonra masanın üzerinde küçük bir kutu fark ettim.
Kutuyu daha önce görmemiştim.
Açtığımda içinden eski bir anahtar ve küçük bir not çıktı.
“Bunu bulduğunda artık korkma.”
Anahtarın hangi kapıya ait olduğunu anlamam birkaç saat sürdü.
Sonunda üniversite yıllarımızdan kalan eski evimizin deposundaki küçük dolabı hatırladım.
Ertesi gün oraya gittim.
Anahtar kilide tam oturdu.
Dolabın içinde yalnızca eski eşyalarımız vardı.
Birlikte çekilmiş fotoğraflar…
Birkaç mektup…
Ve en üstte küçük bir defter.
Defterin ilk sayfasında tek bir cümle yazıyordu:
“Bir gün geri dönersem, onun beni neden terk ettiğimi bilmesini istiyorum.”
Sayfaları çevirdikçe Defne’nin on yıl boyunca yaşadıklarını okudum.
Ama son sayfaya geldiğimde yazılar bitmişti.
Sadece şu cümle vardı:
“Beni affetmeni istemiyorum.
Sadece beni bir zamanlar seni sevmiş bir kadın olarak hatırla.
Çünkü ben seni hayatım boyunca sevdim.”
Defteri kapattım.
İlk kez içimde öfke değil, huzur hissettim.
Defne’nin gidişi yıllarca hayatımdaki en büyük yara olmuştu.
Şimdi anlıyordum ki bazı insanlar bizi terk ettikleri için değil, bizi kaybetmekten korktukları için uzaklaşırlar.
Ben Defne’yi yıllarca kayıp sandım.
Oysa o, hayatının son günlerine kadar beni kalbinde taşımıştı.
Bir hafta sonra mezarına gittim.
Yanına oturdum ve elimdeki çiçekleri toprağın üzerine bıraktım.
“Keşke bana daha önce anlatsaydın,” dedim.
Rüzgâr hafifçe esti.
Sonra gülümsedim.
“Yine de seni anladım.”
Ayağa kalkarken cebimde Defne’nin yüzüğünü hissettim.
Onu çıkarmadım.
Çünkü artık o yüzük benim için bir evlilikten çok daha fazlasıydı.