Ölümcül hastalığa yakalanmış ilk aşkımla, onun “ölüm döşeğindeki dileği” olarak evlendim
Zarfı birkaç saniye boyunca açamadım.
Parmaklarım titriyordu. Cenazeden kalan toprak kokusu hâlâ havadaydı ve birkaç metre önümde Defne’nin tabutu yeni kapanmıştı.
Kadına baktım.
“Bunu neden şimdi veriyorsunuz?”
Kadın başını eğdi.
“Çünkü Defne, bunu ancak öldükten sonra okuyabileceğine inanıyordu.”
Bu cümle içimi ürpertti.
Zarfı açtım.
İçinden üç sayfalık, katlanmış bir mektup ve eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta Defne vardı.
Ama yanında başka biri duruyordu.
Bir erkek.
Fotoğrafın arkasına yalnızca bir tarih yazılmıştı.
On yıl önce.
Mektubu okumaya başladım.
“Sevgilim,
Eğer bunu okuyorsan, sana söylemekten korktuğum şeyleri artık kendim anlatamayacağım.
Öncelikle senden özür dilemek istiyorum.
Seni terk ettiğim gece, senden vazgeçtiğim için gitmedim.
Seni korumak için gittim.”
Mektubu okurken nefesimi tuttum.
Defne devam ediyordu.
“O gece sana anlattığım tartışma gerçek değildi. Geleceğimiz hakkında kavga etmemizin hiçbir önemi yoktu. Ben zaten birkaç hafta önce bir şey öğrenmiştim.
Babamın yıllar önce yaptığı bir borç yüzünden ailemiz tehdit ediliyordu.
Borç sandığım şeyin aslında çok daha büyük bir meselenin parçası olduğunu sonradan öğrendim. Babam, bazı insanlarla yaptığı yasa dışı işler yüzünden onların elinde kalmıştı. Bana ulaşamazlarsa sana ulaşacaklarını söylediler.
Seni kaybetmektense senden nefret etmeni tercih ettim.”
Mektubu elimden düşürecek gibi oldum.
On yıl boyunca kendime sorduğum soru buydu.
“Neden?”
Cevap tam önümdeydi.
Defne beni sevmeyi bırakmamıştı.
Tam tersine, beni sevdiği için gitmişti.
Mektubun devamında şunları yazmıştı:
“Telefonumu değiştirdim. Sana ulaşmaya çalışan herkesten uzak durdum. Başka bir şehirde yaşamaya başladım. Beni bulmaman için hayatımdaki her şeyi değiştirdim.
Ama seni hiçbir zaman unutmadım.
Seni uzaktan birkaç kez gördüm.
Mutlu olduğunu düşündüğüm günlerde ağladım.
Beni unutman için dua ettim.
Sonra yıllar geçti.
Benim hayatım devam etti ama içimdeki korku hiç bitmedi.”
Bir sonraki sayfayı çevirdim.
Bu kez yazının arasında hastalığından söz ediyordu.
“Geçen yıl hastalığımı öğrendim.
Doktorlar bana fazla zamanım kalmadığını söylediğinde ilk düşündüğüm şey ölüm değildi.
Sen oldun.
Hayatımın sonuna geldiğimde senden başka hiçbir şeyin gerçekten önemli olmadığını fark ettim.
Sana geri dönmek istedim.
Ama yalnızca vedalaşmak için değil.
Hayatımın en büyük korkusunun seni kaybetmek olduğunu yıllarca düşündüm. Oysa asıl korkum, hayatımın sonunda seni hiç görmeden ölmekmiş.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
Sonra mektubun en altındaki cümleyi gördüm.
“Benimle evlenmeyi kabul ettiğinde sana ikinci bir şans verdiğimi düşünme.
Sen bana ikinci bir hayat verdin.”
Mektubu göğsüme bastırdım.
Ama hâlâ bir soru vardı.
Fotoğraftaki adam kimdi?
Zarfın içindeki son sayfayı çevirdim.
Defne bu kez tek bir isim yazmıştı.
“Hakan.”
Altında ise şu cümle vardı:
“Fotoğraftaki adam, yıllar önce beni tehdit eden kişiydi. Ancak sonradan öğrendim ki aslında beni korumaya çalışan tek kişi oydu.”
Başımı kaldırıp siyahlar içindeki kadına baktım.
Kadın sessizce ağlıyordu.
“Hakan kim?” diye sordum.
Kadın cevap vermeden önce uzun süre sustu gorsele ilerleyin devamı sonraki sayfda….