ÖLMEK ÜZERE OLAN KOCAMIN SON İSTEĞİ OLDUĞU İÇİN 16 YAŞINDA BİR KIZI EVLAT EDİNDİM — CENAZESİNİN ERTESİ GÜNÜ ODAMA GELİP, “KOCAN SANA YILLARDIR YALAN SÖYLÜYORDU,” DİYE FISILDADI.
Yazar: • 18.09.2026 14:35
“Bunu size ancak o öldükten sonra göstermeme izin verdi,” diye fısıldadı Alara.
Elindeki küçük nesneye baktığım anda nefesim kesildi.
Bu, annemin yıllar önce bana bıraktığı gümüş madalyondu.
Yuvarlak, kenarları işlemeli, ortasında küçücük bir zambak figürü bulunan eski bir kolye ucu…
Onu en son yirmi iki yıl önce görmüştüm.
Annem öldükten sonra eşyalarını toparlarken madalyonu bulamamış, günlerce aramıştım. Babama sorduğumda da ev taşınırken kaybolmuş olabileceğini söylemişti.
Ama şimdi…
Madalyon on altı yaşındaki bir kızın avucundaydı.
“Bu sende ne arıyor?” diye fısıldadım.
Sesim bana ait değilmiş gibi çıkmıştı.
Alara alt dudağını ısırdı.
“Bunu bana Tuna verdi.”
“Kocam bu madalyonu nereden bulmuş?”
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyorum ne demek?”
Sesim istemeden yükseldi.
Alara irkildi.
Hemen pişman oldum ama zihnimde aynı anda yüzlerce soru dönüyordu.
Tuna bu madalyonu benden saklamıştı.
Üstelik yıllarca.
“Özür dilerim,” dedim. “Sana kızmıyorum. Sadece… anlamaya çalışıyorum.”
Alara başını eğdi.
“Tuna, madalyonun içini açmam gerektiğini söyledi.”
Şaşkınlıkla baktım.
“İçi mi açılıyor?”
Başını salladı.
Madalyonu iki parmağının arasında çevirdi. Kenarındaki belli belirsiz çizgiye tırnağını geçirip bastırdı.
Küçük kapak açıldı.
İçinde katlanmış, sararmış minicik bir kâğıt vardı.
Ellerim titreyerek kâğıdı aldım.
Üzerinde annemin el yazısı vardı.
O yazıyı hayatım boyunca unutamazdım.
Kâğıtta yalnızca birkaç satır bulunuyordu.
“Eğer bir gün bu sana ulaşırsa, bilmeni isterim ki gerçek baban sandığın kişi değildir. Bunu sana söylemeye cesaret edemedim. Bir gün gerçeği öğrenirsen beni affet.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
Yatağın kenarına oturdum.
“Bu mümkün değil.”
Alara sessizdi.
“Annem bana böyle bir şey söylemedi.”
Madalyona tekrar baktım.
Birden çocukluğuma ait bazı ayrıntılar zihnimde belirmeye başladı.
Babamın bana karşı mesafeli oluşu…
Annemle geceleri yaptıkları sert tartışmalar…
Babamın bir keresinde öfkeyle, “Bana onun yükünü taşıttın,” dediğini duymam…
O zamanlar ne demek istediğini anlamamıştım.
Şimdi boğazıma görünmez bir el yapışmış gibiydi.
“Peki Tuna bunu nasıl biliyordu?”
Alara yavaşça çantasına uzandı.
İçinden kahverengi bir zarf çıkardı.
Üzerinde benim adım yazıyordu.
Tuna’nın el yazısıyla.
Zarfı açarken ellerim o kadar titriyordu ki kâğıdı yırtmaktan korktum.
Mektubun ilk satırında şunlar yazıyordu:
“Bunu okuyorsan artık yanında değilim. Ve sana gerçeği yüzüne bakarak anlatacak cesareti bulamamışım demektir.”
Gözlerim doldu.
Devam ettim.
Tuna, annemi ben onunla tanışmadan yıllar önce tanıyormuş.
Üniversitedeyken bir süre annemin yanında çalışan bir aile dostunun oğluyla aynı şirkette staj yapmış.
O kişi, Cihan Ertem adında bir adammış.
Mektubu okudukça kalbimin çarpışı hızlandı.
Cihan…
Bu ismi biliyordum.
Çocukken annemin eski fotoğraf albümünde birkaç kez görmüştüm.
Annem, onun gençlik yıllarından bir arkadaş olduğunu söylemişti.
Tuna mektubunda, Cihan’ın aslında benim biyolojik babam olduğunu yazıyordu gorsele do'kunun diger bölüm sonraki sayfda...