Ama asıl sarsıcı olan bu değildi.

Cihan benim doğduğumu öğrenmişti.

Beni görmek istemişti.

Annem ise evliliğinin dağılacağından korktuğu için buna izin vermemişti.

Yıllar sonra Cihan ağır bir hastalığa yakalanmış ve öldüğünde geride tek bir çocuk bırakmıştı.

Bir kız.

O kızın da yıllar sonra bir kızı olmuştu.

Alara.

Başımı yavaşça kaldırdım.

Karşımda duran kıza baktım.

“Sen…”

Alara gözyaşları içinde başını salladı.

“Evet.”

Sözcükler boğazımda düğümlendi.

“Sen benim…”

“Teyzenizin torunuyum.”

Bir an hiçbir şey duyamadım.

Odanın duvarları üzerime kapanıyor gibiydi.

Alara biyolojik olarak ailemden biriydi.

Tuna bunu öğrenmişti.

“Peki neden evlat edinmemi istedi?”

Alara, zarfın içinde başka bir kâğıt olduğunu söyledi.

Gerçekten de mektubun arkasına sıkıştırılmış ikinci bir sayfa vardı.

Tuna orada her şeyi anlatmıştı.

Yıllar önce yaptığı bir iş araştırması sırasında Cihan’ın belgelerine rastlamış.

İsim benzerliği dikkatini çekince geçmişi araştırmaya başlamış.

Annemin adıyla karşılaşmış.

Sonra parçalar birleşmiş.

Fakat Tuna gerçeği bana anlatmak yerine susmuştu.

“Hayatını değiştirmekten korktum,” diye yazıyordu.

“Baban sandığın adam yaşarken gerçeği öğrenmenin seni parçalayacağını düşündüm. Sonra yıllar geçti. Her yıl söylemek daha zorlaştı. Suskunluğum büyüdükçe yalanım da büyüdü.”

Mektubu okumaya devam ederken öfkem giderek arttı.

Tuna bana bunu nasıl yapabilirdi?

On beş yıl boyunca yüzüme bakmıştı.

Çocuklarımızı büyütmüştük.

Her sırrımızı paylaştığımızı sanmıştım.

Ama hayatımın en büyük gerçeğini benden saklamıştı.

“Ben onu asla affetmeyeceğim,” dedim.

Alara gözlerini yere indirdi.

“Belki de affetmemeniz gerekiyor.”

Başımı kaldırdım.

Bu cevabı beklemiyordum.

Alara devam etti.

“Bana da yalan söyledi.”

“Nasıl?”

“Tuna önce sizin benim teyzem olduğunuzu söylemedi. Bana sadece beni korumak isteyen bir aile dostu olduğunu söyledi.”

“Peki gerçeği ne zaman anlattı?”

“Ölmeden birkaç gün önce.”

Alara’nın sesi titredi.

“Annem öldüğünde on dört yaşındaydım. Babam zaten yıllar önce gitmişti. Akrabalar arasında dolaştım. Kimse beni gerçekten istemedi.”

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Tuna beni bulduğunda önce onun bir yardım kuruluşundan geldiğini sandım.”

İçimdeki öfke bir anlığına durdu.

“Tuna seni ne zamandır tanıyordu?”

“Yaklaşık iki yıldır.”

Donup kaldım.

İki yıl.

Kocam iki yıldır benden gizlice Alara’yla görüşüyordu.

Ama Alara hemen ekledi:

“Bana para gönderiyordu. Okul masraflarımı ödüyordu. Ama sizi terk etmek ya da gizli bir hayat yaşamak gibi bir şey değildi.”

Bir an sustu.

“Sanırım yaptığı hatayı düzeltmeye çalışıyordu.”

“Benim haberim olmadan mı?”

“Evet.”

İşte en çok canımı acıtan da buydu.

Tuna’nın niyeti kötü olmayabilirdi.

Ama iyi niyet, yalanı ortadan kaldırmıyordu.

O gece hiç uyumadım.

Sabaha karşı Tuna’nın mektubunu belki onuncu kez okudum.

En altındaki son paragrafı daha önce gözyaşlarımdan tam okuyamamıştım.

Şöyle yazıyordu:

Bunlar da İlginizi Çekebilir