Lale yeniden bugüne döndü.
Titreyen elleriyle Rauf Bey’in yara izlerine dokundu.
— Sen miydin…? diye hıçkırdı.
— Beni kurtaran adam… sen miydin?
Yaşlı adamın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Büyük bir çabayla gözlerini kapattı.
Bu bir “evet”ti.
O anda telefon çaldı.
Arayan Deniz’di.
— Babam iyi mi? diye endişeyle sordu.
— Deniz… diye ağladı Lale. Bana neden hiç söylemedin?
Baban, çocukken hayatımı kurtaran adam!
Telefonun diğer ucunda derin bir sessizlik oldu.
— Odasına girdin… diye fısıldadı Deniz.
— Yara izlerini gördüm! Dövmeyi gördüm! Neden bunu benden sakladın?
Deniz derin bir nefes aldı.
— Çünkü bu babamın kararıydı…
Seni ilk gördüğünde seni hemen tanıdı. Ama bana asla söylemememi istedi.
Şöyle dedi:
“Onun bana minnetle bağlanmasını istemiyorum. Oğlumu borç duygusuyla değil, sevgiyle seçsin.”
Lale yere çöktü, paramparça olmuştu.
— İşte bu yüzden seni bu hâlde görmemi hiç istemedi…
Geçmişin yükünden özgür olmamı istedi.
Lale telefonu kapattı.
Yatağın yanına diz çöktü ve yaşlı adamı nazikçe kucakladı.
— Bana ikinci bir hayat verdiğin için teşekkür ederim…
Bir zorunlulukla değil…
Sevgiyle.
Felç geçirdiğinden beri ilk kez,
Rauf Bey’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Deniz eve döndüğünde, Lale’yi babasının yanında oturmuş, ona yumuşak bir sesle kitap okurken buldu.
Oda tertemizdi.
Hava… huzurla doluydu.
O günden sonra gerçek, aileyi yıkmadı.
Onları daha da güçlendirdi.
Ve Lale, Rauf Bey’e son gününe kadar baktı…
Bir görev olarak değil…
Bir zamanlar onu kurtarmak için kendini ateşe atan kahramana duyulan bir saygı ve sevgiyle.