Kocama haber vermeden gizlice kır evimize gittim. Orada ne yaptığını öğrenmek istiyordum. Kapıyı açtığım anda ise dehşete kapıldım… 😱😱
Kocam Serkan ile kırsalda küçük bir evimiz vardı. Neredeyse her hafta sonu oraya giderdik. Çiçek ekerdik, bahçeyle uğraşırdık, mangal yapardık. Şehrin gürültüsünden uzak, sakin bir yerde dinlenirdik.
Ama bir süre sonra her şey değişti. Serkan artık kır evine gitmek istemiyordu. Sürekli bir bahane buluyordu. Bazen işi olduğunu söylüyordu, bazen çok yorgun olduğunu, bazen de başının ağrıdığını…
“Belki başka zaman gideriz,” diyordu.
Başta bunda garip bir şey görmedim.
Ta ki bir gün köydeki komşumuz beni arayana kadar.
“Bir şey söylemem lazım,” dedi. “Dün kocanı kır evinin yanında gördüm.”
İlk başta ne demek istediğini anlamadım.
“Yanılmış olmalısınız,” dedim. “Dün bütün gün işteydi.”
Komşumuz sakin bir şekilde konuşmaya devam etti.
“Hayır, eminim. Evden çıktı. Arabasından bir süre eşya taşıdı.”
Telefonu kapattım ama içimde tuhaf bir sıkıntı başladı. Aklıma kötü düşünceler gelmeye başladı.
Eğer oraya gitmişse neden bana söylememişti? Neden bunu gizliyordu? Ve en önemlisi… orada ne yapıyordu?
Ertesi hafta sonu Serkan yine kır evine gitmek istemedi.
“İstersen ben tek başıma gidebilirim,” dedim. “Biraz temiz hava almak iyi gelir.”
Birden gerildi.
“Hayır,” dedi hemen. “Oraya gitmeni istemiyorum. Evde kalmanı tercih ederim.”
O anda içimdeki şüphe daha da büyüdü. Eğer ortada garip bir şey yoksa neden gitmemi istemiyordu?
O gün Serkan evden çıkınca onu takip etmeye karar verdim. Arabasına bindi ve köy yoluna doğru sürdü.
Bir süre bekledim. Sonra ben de arabaya binip peşinden gittim.
Kır evine yaklaştıkça kalbim çok hızlı atıyordu. Ellerim titriyordu. Çok kötü bir şeyle karşılaşmaktan korkuyordum ama yine de duramadım.
Arabayı park ettim. Kapıya doğru yürüdüm. Derin bir nefes aldım ve kapıyı açtım.
O anda, içeride bir kadınla karşılaşacağımı düşünerek hata ettiğimi anladım.
Çünkü gördüğüm şey… çok daha korkunçtu. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisniz..
Kır evinin kapısını yavaşça ittim. Kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriye adım attığım anda burnuma keskin bir ilaç kokusu geldi. Ev normalde tertemiz olurdu ama şimdi ortalık karışıktı. Masanın üzerinde kutular, eski battaniyeler ve plastik torbalar vardı.
Kalbim daha hızlı atmaya başladı.
“Serkan?” diye seslendim.
Cevap gelmedi.
Bir adım daha attım. O sırada arka odadan hafif bir ses duydum… sanki biri inliyordu. Boğuk ve zayıf bir sesti.
Bir an donup kaldım.
İçimdeki korku büyüdü. “Ya gerçekten düşündüğüm şeyse?” diye geçirdim aklımdan. Ama yine de yavaşça o odaya doğru yürüdüm.
Kapı aralıktı.
Elim titreyerek kapıyı biraz daha açtım.
Ve o anda gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi. 😱
Odanın içinde üç tane küçük yatak vardı. Yataklarda ise… çocuklar yatıyordu. Çok zayıf görünüyorlardı. Birinin kolunda serum vardı. Bir diğeri battaniyeye sarılmıştı ve titriyordu.
Ne olduğunu anlamaya çalışırken arkamdan bir ses geldi.
“Buraya gelmemeliydin…”
Arkamı döndüm.
Kapının önünde Serkan duruyordu. Yüzü bembeyazdı.
“Bu… bu da ne?” diye fısıldadım.
Serkan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra yavaşça kapıyı kapattı ve başını eğdi.
“Bunlar hasta çocuklar,” dedi sonunda. “Köyün biraz ilerisinde yaşayan bir aile var. Paraları yok. Hastaneye götüremiyorlar. Birkaç hafta önce tesadüfen öğrendim. Doktor olan bir arkadaşım gizlice gelip yardım ediyor.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Peki neden benden sakladın?”
Serkan derin bir nefes aldı.
“Çünkü sana söylemeden önce emin olmak istedim. Yardım edebilir miyim, gerçekten faydam olur mu diye… Ayrıca eğer başaramazsam seni de üzmek istemedim.”
Tam o anda yatakta yatan küçük kız gözlerini araladı.
“Abi… su…” diye fısıldadı.
Serkan hemen yanına gitti, bardağı doldurup çocuğa uzattı. O an onu izlerken içimdeki bütün korku yavaş yavaş eridi.
Ama tam rahatladığımı sanırken… gözüm odanın köşesine takıldı.
Orada eski bir dolap vardı.
Dolabın kapağı hafifçe aralıktı.
Ve içeriden… sanki biri hareket ediyormuş gibi çok hafif bir ses geliyordu.
Serkan da o sesi duydu.
Yavaşça başını kaldırdı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Sen… o dolabı açtın mı?” diye sordu.
Başımı yavaşça salladım.
“Hayır…”
Serkan birkaç saniye dolaba baktı.
Sonra fısıldadı:
“Çünkü o dolap… kilitli olması gerekiyordu.” 😨