Zeynep bizi gördüğünde elindeki demlik büyük bir gürültüyle yere düştü, su taşlara yayıldı. Olduğu yere çöküp elleriyle yüzünü kapattı. “Abla...” diye fısıldadı titreyen omuzlarının arasından. Emre koşarak verandaya çıktı ve on iki yıllık hasretle annesinin boynuna sarıldı. İkisinin hıçkırıkları o serin Ege sabahına karışırken, yılların biriktirdiği tüm acılar, tüm sırlar dökülüyordu.
Yavaşça yanlarına yaklaştım. Ona hem çok kızgındım hem de deliler gibi özlemiştim. Zeynep başını kaldırıp kollarını bana doğru uzattığında, “Affet beni abla,” diye hıçkırdı, “Sizi uzaktan izlemek her gün, her saniye ölmek gibiydi...”
Daha fazla dayanamadım ve dizlerimin üzerine çöküp ona sımsıkı sarıldım. On iki yıllık o koca boşluk kapanmaya başlamıştı. Evet, hayatımız bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı, bu devasa sarsıntıyı atlatmak, diğer çocuklara gerçeği anlatmak çok zaman alacaktı. Ama en azından artık tamdık. Dokuz çocuğun annesi, benim biricik kardeşim artık evine dönüyordu.