Asude yanıma oturdu. “Yıllarca seni suçladım,” dedi. Gülümsedim. “Biraz fazla suçladın.” Başını omzuma yasladı. “Çünkü kendimi suçlamaktan korkuyordum.” O an her şey yerine oturdu. Asude’nin yıllarca kız istemesi de, kızdan korkması da aynı yerden geliyordu. Kaybetme korkusundan. Lalin bir yaşına bastığında doğum gününde bütün kardeşleri pastanın etrafına toplandı. Asude kızımızın saçına küçük bir toka taktı. Sonra bir an durup onun köprücük kemiğindeki yıldız biçimli lekeye baktı. Eskiden o işaret ona ölümü hatırlatıyordu. Şimdi ise başka bir şey söylüyordu. Geçmiş, tekrar etmek zorunda değildi. Asude Lalin’i kucağına aldı, alnından öptü ve sessizce fısıldadı: “Sen benim korkum değilsin. Sen benim kızımısın.” Ben de o an anladım ki ailemize gelen altıncı çocuk yalnızca yıllardır beklediğimiz kız değildi. Bazen bir çocuk, anne babasının taşıdığı eski bir korkuyu da dünyaya getirir. Ama sevgi, o korkuyu mirasa dönüştürmek yerine orada bitirmeyi seçebilir.