KARIM YILLARCA BANA BEŞ ERKEK ÇOCUK VERDİĞİM İÇİN SÖYLENDİ — AMA SONUNDA YILLARDIR HAYALİNİ KURDUĞU KIZI DÜNYAYA GETİRİP ONU İLK KEZ KUCAĞINA ALDIĞINDA VERDİĞİ TEPKİ BENİ ŞOKE ETTİ.
BÖLÜM 1
Karım Asude, daha biz evlenmeden çok önce bir kız çocuğunun annesi olmanın hayalini kuruyordu.
İlk kez hamile kaldığında mutluluktan adeta havalara uçmuştu. Daha bebeğin cinsiyetini bile öğrenmeden, bir kızı olursa onun saçlarını nasıl yapacağını, birlikte alışverişe çıkacaklarını ve yıllardır özlemini duyduğu anne-kız bağını nasıl yaşayacaklarını anlatmaya başlamıştı.
Sonra ilk bebeğimiz dünyaya geldi.
Bir oğlumuz olmuştu.
Asude onu kucağına aldığı ilk andan itibaren büyük bir sevgiyle bağrına bastı ama bir gün mutlaka bir kızının da olacağına dair umudunu hiç kaybetmedi.
Birkaç yıl sonra ailemizi büyütmeye karar verdik.
İkinci çocuğumuz da erkek oldu.
Ardından üçüncü oğlumuz geldi.
Sonra dördüncü.
Beşinci oğlumuz doğduğunda evimiz artık kahkahalarla, oyuncaklarla, koşturan çocuklarla ve bitmek bilmeyen bir gürültüyle doluydu.
Asude oğullarımızın her birini çok seviyordu.
Ama çevremizde birinin kızı olduğunda, yüzünde yalnızca birkaç saniyeliğine beliren o buruk ifadeyi fark etmemek mümkün değildi.
Şakayla karışık sürekli,
“Bu evde zaten yeterince erkek var. Bana da bir tane kız lazım,”
derdi.
Bazen bu sözlerin hedefi doğrudan ben olurdum.
“Beş erkek çocuk,” diye söylenirdi. “Bunun bir şekilde senin suçun olması gerekiyor.”
Başlarda buna birlikte gülerdik.
Ama yıllar geçtikçe bu sözler bana artık eskisi kadar şaka gibi gelmemeye başladı.
Yine de onun yorgun olduğunu, yıllardır kız çocuğu istemesinin içinde bir ukde hâline geldiğini düşünerek üzerinde durmadım.
Sonunda beş çocuğun bize fazlasıyla yettiğine karar verdik.
Artık yeni bir bebek düşünmüyorduk.
Ta ki iki yıl sonra Asude beklenmedik şekilde yeniden hamile kalana kadar.
Kontrolde bebeğin kız olduğunu öğrendiğimiz anda Asude ağlamaya başladı.
Onu hayatım boyunca hiç o kadar mutlu görmemiştim.
Aylar boyunca bebeğin odasını hazırladı.
Minicik elbiseler, tokalar, battaniyeler aldı.
Her gün doğuma kaç gün kaldığını sayıyor ve sonunda yıllardır beklediği kızını kucağına alacağı anı anlatıyordu.
Sonunda doğum günü geldi.
Kızımız Lalin dünyaya geldiğinde hemşire onu nazikçe Asude’nin kollarına bıraktı.
Ben karımın sevinçten ağlamasını bekliyordum.
Ama Asude hiçbir şey söylemedi.
Sadece bebeğin yüzüne uzun uzun baktı.
Sonra kaşları yavaşça çatıldı.
Aylardır gözlerinde gördüğüm heyecanın yerini tarif edemediğim bir korku aldı.
Bir anda bana döndü.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
Dudakları titrerken öyle bir cümle söyledi ki önce yanlış duyduğumu sandım.devamı diğer sayfada
Asude daha doktor konuşmadan aile geçmişini anlatmaya başladı. Doktor doğum lekesinin tek başına hiçbir şey ifade etmediğini, fakat aile öyküsünün önemli olduğunu söyledi. Lalin’in kalbi dinlendi. Ardından EKG ve ekokardiyografi istendi. O birkaç saat hayatımın en uzun zamanıydı. Asude yatakta sessizce oturuyor, ben ise koridorda Lalin’i kucağımda sallıyordum. Yıllarca hayalini kurduğumuz kız sonunda gelmişti. Ama daha ilk gününde onu kaybetme korkusuyla tanışmıştık. Doktor odadan çıktıktan sonra rahatlamak yerine içimde biriken öfke patladı. “Asude, bunu bana söylemeliydin.” “Biliyorum.” “Hayır, bilmiyorsun. Ben senin kocanım. Çocuklarımızın babasıyım. Böyle bir şeyi yıllarca tek başına taşıyamazsın.” Asude yüzünü çevirdi. “Baban olduğun için söyleyemedim zaten. İlk hamileliğimde sana anlatacaktım. Sonra oğlumuz doğdu. İkinci hamilelikte yine sustum. Her seferinde biraz daha zorlaştı.”
“Peki Lalin kız olunca?” “İşte o zaman kaçacak yerim kalmadı.” Bu cümle beni susturdu. O gece hastane odasında ikimiz de uyumadık. Beş oğlumuz sırayla görüntülü arama yaptı. En büyük oğlumuz Aras, kız kardeşini ekranda görünce gururla gülümsedi. “Baba, eve ne zaman getiriyorsunuz? Odamın kapısına ‘abla ve ağabeyler dışında giriş yasak’ yazacağım.” Asude ilk kez güldü. Sonra telefonu kapatınca yüzü yeniden ciddileşti. “Onlara hiçbir şey söylemeyelim,” dedi. “Hayır,” dedim. “Korkutmayacağız ama saklamayacağız da. Bu ailede sırların bizi ne hale getirdiğini bugün gördük.” Asude uzun süre bana baktı. Sonunda başını salladı. Ertesi sabah annesini aradı. Kayınvalidem telefonda sessiz kaldı. Asude, Bige’yi ve eski doktorların söylediklerini sorunca karşı taraftan yalnızca ağlama sesi geldi. “Ben seni koruduğumu sanıyordum,” dedi annesi. Asude gözlerini kapattı. “Anne, beni korumadın. Beni bilmediğim bir şeyden korkmaya bıraktın.” Bu konuşma, yıllardır üç kuşağın arasında dolaşan suskunluğu ilk kez kırdı. Testlerin ilk sonuçları öğleden sonra çıktı. Doktor içeri girdiğinde Asude’nin elini tuttum. “Kalpte yapısal bir sorun görmüyoruz,” dedi. İkimiz de aynı anda nefes aldık. Ama devam etti. “Ailedeki rahatsızlığın tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz için çocuk kardiyolojisi ve genetik bölümüyle takip öneriyorum. Şimdilik bebeğiniz gayet iyi.” Asude ağlamaya başladı. Bu kez korkudan değil. Rahatlamadan. Fakat hikâye orada bitmedi. Bir hafta sonra eve döndüğümüzde Asude annesinin eski eşyalarını çıkardı. Eve geldiğimiz gün oğlanlar kapının önüne pembe balonlar asmıştı. Asude bunu görünce kahkahayla ağlama arasında garip bir ses çıkardı. Aras, Lalin’i dikkatle kucağına alıp, “Artık altı kişilik takım tamamlandı,” dedi. O an Asude’nin omuzlarının biraz gevşediğini gördüm. Korku hâlâ oradaydı, ama artık yalnız değildi. Hepimiz onun yanındaydık. Ve birlikteydik artık. Dolabın en arkasında, yıllardır açmadığı metal bir kutu vardı. Kutudan Bige’nin fotoğrafları, eski hastane kâğıtları ve sararmış bir mektup çıktı. Mektup Asude’ye yazılmıştı. Annesinin el yazısıydı. Asude okumaya başlayınca elleri titredi. “Eğer bir gün kızın olursa, onu korkuyla büyütme. Bizim yaşadıklarımız onun kaderi olmak zorunda değil. Bilmek, korkmak için değil, korumak içindir.” Asude cümlenin ortasında ağlamaya başladı. Ben mektubu elinden alıp sonuna kadar okudum. Annesi yıllar önce doktorların Bige’deki rahatsızlığın kesin olarak kalıtsal olduğunu kanıtlayamadığını da yazmıştı. Asude bütün hayatını yarım hatırladığı bir korkunun üzerine kurmuştu. Aylar geçti. Genetik testler yapıldı. Lalin’de ailede şüphelenilen mutasyona rastlanmadı. Doktor yine de düzenli kontroller önerdi, ama kızımız sağlıklı büyüyordu. Bir akşam beş oğlumuz salonda gürültüyle oynarken Lalin beşiğinin içinde kahkahalar atmaya başladı.
Asude yanıma oturdu. “Yıllarca seni suçladım,” dedi. Gülümsedim. “Biraz fazla suçladın.” Başını omzuma yasladı. “Çünkü kendimi suçlamaktan korkuyordum.” O an her şey yerine oturdu. Asude’nin yıllarca kız istemesi de, kızdan korkması da aynı yerden geliyordu. Kaybetme korkusundan. Lalin bir yaşına bastığında doğum gününde bütün kardeşleri pastanın etrafına toplandı. Asude kızımızın saçına küçük bir toka taktı. Sonra bir an durup onun köprücük kemiğindeki yıldız biçimli lekeye baktı. Eskiden o işaret ona ölümü hatırlatıyordu. Şimdi ise başka bir şey söylüyordu. Geçmiş, tekrar etmek zorunda değildi. Asude Lalin’i kucağına aldı, alnından öptü ve sessizce fısıldadı: “Sen benim korkum değilsin. Sen benim kızımısın.” Ben de o an anladım ki ailemize gelen altıncı çocuk yalnızca yıllardır beklediğimiz kız değildi. Bazen bir çocuk, anne babasının taşıdığı eski bir korkuyu da dünyaya getirir. Ama sevgi, o korkuyu mirasa dönüştürmek yerine orada bitirmeyi seçebilir.