Kalbim hızlandı. “Ama haberde…”

“Haberde yazmayan çok şey var.”

Levent anlatmaya başladığında odadaki her ses uzaklaştı.

O gün Ankara’dan İstanbul’a giden uçak, kalkıştan kısa süre sonra ciddi bir arıza yaşamıştı. Kokpite gelen uyarılar birbirini izliyordu. Babam uçağı geri döndürmeye çalışırken bir motor güç kaybetmişti. Şehir merkezine yaklaşmaları hâlinde çok daha büyük bir felaket yaşanabilirdi.

“Babanız son anda rotayı boş bir araziye çevirdi,” dedi Levent. “İniş sert oldu. Gövde ikiye ayrıldı. Ben annemle arka taraftaydım.”

Annesinin kemeri sıkışmış, kabinde duman yükselmişti. Küçük Levent korkudan kıpırdayamıyormuş. Babam, yaralı olmasına rağmen kokpitten çıkıp yolcuları tahliye etmeye çalışmış.

“Önce beni kucağına aldı. Sonra annemi çıkarmak için geri döndü.”

Levent’in sesi çatladı.

“Annem kurtulamadı. Babanız onun elini son ana kadar bırakmamış. Bunu yıllar sonra bir kurtarma görevlisinden öğrendim.”

Babam pencereye baktı. Gözlerinin kenarında yaş birikmişti.

“Onu çıkaramadım,” dedi neredeyse duyulmayacak bir sesle.

“Hayır,” dedi Levent. “Siz beni çıkardınız. Ve o gün onlarca kişinin daha yaşamasını sağladınız.”

Bir süre kimse konuşmadı. Sonra aklımdaki soru dudaklarımdan döküldü.

“Öyleyse neden herkes babamı suçladı?”

Babam derin bir nefes aldı. “Çünkü gerçek, bazen güçlü insanların işine gelmez.”

Kazadan sonraki ilk incelemede bakım kayıtlarıyla uçaktaki parçalardan biri arasında tutarsızlık bulunmuştu. Babam uçuş öncesinde bir arıza bildirdiğini söylüyordu. Fakat imzaladığı rapor dosyada yoktu. Şirket temsilcileri uçağın sorunsuz teslim edildiğini savunmuştu.

“Ben de bir hata yapmış olabileceğim ihtimalini yıllarca düşündüm,” dedi babam. “Bir insan hayatını kaybettiğinde kendini tamamen aklayamazsın.”

Bana döndü.

“Annenle o sıralar yeni evlenmiştik. Sen daha doğmamıştın. Gazeteciler evimizin kapısında bekliyordu. Annenin hastaneye gidişini bile görüntülediler. Seni o gürültüden uzak büyütmek istedim.”

“Benden saklayarak mı?” dedim. Sesimdeki kırgınlığı gizleyemedim.

“Evet,” dedi. “Bu kararım yanlıştı.”

Erdal o ana kadar susmuştu. Şimdi telefonu yeniden kaldırdı. “Fakat burada başka bir haber var,” dedi. “Geçen yıl kaybolan bir bakım defterinin bulunduğu yazıyor.”

Levent başını çevirdi. “Nerede?”

Erdal ekranı gösterdi. Küçük bir yerel gazetede, kapanmış bir havacılık şirketinin arşivinden çıkarılan belgelerden söz ediliyordu. Haberde ne kazanın adı ne de babamın adı açıkça geçiyordu. Ancak tarihler uyuşuyordu.

Babamın yüzü bembeyaz kesildi. “O defter…”

Levent hemen telefonunu çıkarıp bir numara çevirdi. Karşısındaki kişiye haberi anlattı, sonra dikkatle dinledi.

“Bir avukat arkadaşım bu dosyayla ilgileniyor,” dedi telefonu kapatınca. “Belgelerin kopyasını isteyebiliriz. Ama önce doğrulanmaları gerek.”

Babam yavaşça başını salladı. “Otuz sekiz yıl boyunca biri çıkıp gerçeği bulsun diye beklemedim. Sadece birilerinin aynı acıyı yeniden yaşamamasını istedim.”

Levent ona yaklaştı. “Bu yüzden mi her yıl kazanın yıl dönümünde ailelere isimsiz mektuplar gönderdiniz?”

Şaşkınlıktan ona baktım. Babamın çalışma masasındaki zarfları hatırladım. Postaneye götürmemi istediği, göndereni yazılmamış onlarca zarf… Ben onları eski arkadaşlarına yazdığını sanıyordum.

“Her mektupta kaybettikleri kişiye dair hatırladığım bir şeyi anlatıyordum,” dedi babam. “Bir adam kızının düğününden söz etmişti. Bir kadın çantasındaki örgüyü torunu için bitireceğini söylemişti. İstedim ki aileleri onları yalnızca bir ölüm listesinde görmesin.”

Levent gözyaşlarını sildi. “Ben de bir mektup aldım. Annemin son sözlerini ilk kez oradan öğrendim.”

“Ne söylemiş?” diye sordum.

“‘Oğlumu dışarı çıkarın. Ona korkmamasını söyleyin.’”

Babam iki elini yüzüne kapattı. O anda onun yaşlılığını değil, yıllardır taşıdığı yükü gördüm.

Kapı hafifçe çalındı. Görevli, uçağa geçme zamanının geldiğini bildirdi. Levent görev yerine dönmek zorundaydı. Çıkmadan önce babama bir soru sordu.

“Bugün kokpite gelip bir kez daha gökyüzüne bakmak ister misiniz? Elbette uçuş başlamadan önce.”

Babam uzun süre cevap vermedi. Sonra elindeki gümüş kanatlara baktı.

“Bir şartla,” dedi. “Kızım da gelsin.”

Bizi kısa süreliğine kokpit kapısına kadar götürdüler. İçerideki göstergelere bakarken babamın yüzünde yıllardır görmediğim bir ışık belirdi. Levent koltuğunu gösterdi ama babam oturmadı.

Bunlar da İlginizi Çekebilir