Selin bile ağlamıyordu artık. Bankın yanında donmuş, makyajı akmış, elleri titriyordu.

Komiser Emre Kaya Murat’a yaklaştı.

—Murat Demir, Elif Yıldırım Demir’in ve doğmamış çocuğunun ölümünden dolayı gözaltına alınıyorsunuz.

—Elinizde hiçbir şey yok! —diye bağırdı Murat, çırpınarak.

—Bağımsız toksikoloji raporlarımız var —dedi komiser—. Mesajlar, para transferleri, sahte reçeteler ve bu kayıt var.

Polisler onu Elif’in tabutunun önünde kelepçeledi.

Murat bana nefretle baktı.

—Kazandığını mı sanıyorsun, Fatma? O şirket benimdi.

Onun gözlerine baktım.

—Sen hiçbir şey kurmadın. Sadece miras yedin. Ve şimdi kaybettin.

Onu caminin orta koridorundan götürürlerken Selin yan kapıya kaçmaya çalıştı. Ama daha kapıya dokunamadan iki polis onu durdurdu.

—Selin Kara —dedi bir polis memuru—, cinayete yardım, şirket dolandırıcılığı ve delil karartmadan gözaltındasınız.

—Murat beni zorladı! —diye bağırdı—. Ben istemedim!

Murat başını çevirdi, yaralı bir hayvan gibi.

—Sus!

O an, herkes onların son hâlini gördü: birbirini suçlayan iki kişi, Elif’in tabutunun ortasında sessiz bir tanık gibi durduğu bir cenazenin içinde.

Dışarıda gazeteciler habere koştu. Demir Holding ortakları telefonlarına sarıldı. Bazıları bana sarılmak istedi ama bedenimi hissetmiyordum.

Cami boşalmaya başladığında tabuta yaklaştım.

Soğuk ahşaba elimi koydum.

—Affet beni kızım —diye fısıldadım—. Seni oradan çıkaramadım.

Avukat Kerem Aydın yanımdaydı.

—Fatma Hanım, Elif sizin onun için savaşacağınızı biliyordu.

O anda ağladım. Baştan beri tutamadığım tüm acıyla değil… sonunda taşıyamadığım yükü bırakır gibi.

Elif zayıf değildi. Kırılmış bir kadın değildi. Murat’ın göstermeye çalıştığı gibi çaresiz biri hiç değildi.

Korkmuştu.

Ama güçlüydü.

Onlar onu yok etmeye çalışırken o delil bıraktı. Onlar onu yalnız sanırken o bana yol bıraktı. Onlar ölümünün her şeyi kapatacağını düşünürken, Elif gerçeğe açılan bir kapı bıraktı.

Avukat sessizce konuştu:

—Yarın olağanüstü toplantı var. Hisseleri satmanız için baskı yapacaklar.

Kızımın hareketsiz bedenine son kez baktım.

Torunumu düşündüm. Çalınan hayatları. “Abartıyor” denilerek susturulan kadınları.

Sonra camın arkasındaki vitraylara baktım. Dışarıda fırtına yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.

—Denesinler —dedim.

Çünkü o gün sadece kızımı gömmemiştim.

Onu öldüren yalanı da gömmüştüm.

Ve Elif’ten öğrendiğim bir şey vardı:

Bazen bir anne intikam istemez…

Bir daha hiçbir kızın sessizce ölmemesi için adalet ister.

Bunlar da İlginizi Çekebilir