Nermin Hanım gözlerini kıstı. “Sanıyor musun bilmiyor?” Bu cümle beni olduğum yere çiviledi. Tam o sırada dış kapının açılma sesi geldi. Emre geri dönmüştü. Odaya girdiğinde beni, annesini ve açık kutuyu gördü. Yüzü bir anda bembeyaz oldu. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra bana baktı; ilk kez gerçekten baktı. Gözlerinde suçluluk, utanç ve yıllardır taşınmış ağır bir yorgunluk vardı. “Özür dilerim,” dedi kısık sesle. “Sana gerçeği anlatacak cesareti hiç bulamadım.” Nermin Hanım hemen araya girdi. “Emre, dikkatli konuş.” Ama bu kez Emre annesine dönmedi bile. Bana doğru bir adım attı. “Babam gittikten sonra annem beni kendine bağladı. Suçlulukla, korkuyla, yalnızlıkla… Bunu sevgi sandım. Sonra senden gerçekten hoşlandım, belki seninle normal olabilirim diye düşündüm. Ama annemin kurduğu duvarı hiç yıkamadım. Seni o duvarın içine hapsettim.” Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü artık acıdan çok netlik hissediyordum. Hayatımın en büyük yalanı önümde dimdik duruyordu ve ilk kez üzerindeki örtü kalkmıştı. Kutuyu kapattım, defteri içine koydum ve yatağın üzerine bıraktım. “Ben sizin savaşınızın parçası değilim,” dedim sakin ama kesin bir sesle. “Ne geçiciyim ne de bir rolüm var. Ben bir insanım. Ve bugün burada biten şey sadece evliliğim değil; sizin yıllardır kurduğunuz bu hastalıklı düzen

Bunlar da İlginizi Çekebilir