“Neden korkuyorsun baba?”

Gözlerimi toprağa diktim; rüzgâr bile susmuştu.
“Yaşlandım kızım. Gücüm kalmadı. Yarın ne olacağımı bilmekten değil korkum… Size yük olmaktan korkuyorum. Senin gençliğini çalmaktan, seni bu köye bağlamaktan… Kendime bile anlatamıyorum bunu.”

Zehra’nın yüzünde incinen bir sevgi belirdi. Elimi tuttu.
“Baba,” dedi, “sen yük değilsin. Sen benim ömrümsün. Ben seni bırakmam. Sen varsan ben varım.”

Başımı kaldırdım. Gözlerindeki sevgi, içimde yıllardır soğuyan bir yeri yeniden ısıttı.
“Ben de seni yalnız bırakmaktan korkuyorum,” dedim.

Zehra diz çöküp ellerimi avuçladı.
“Biz birbirimizi bırakmayız. Bana güven yeter.”

O an içimdeki yumru çözüldü. Utanmadım; insan en çok sevdiğinin yanında ağlayabilirmiş, bunu o an anladım. Zehra beni kaldırdı. Bu kez koluma girişi bir destek değil, bir yol arkadaşlığı gibiydi.

Kapıya doğru yürürken arkamı dönüp toprağa baktım. Beni büyüten, beni iyileştiren, beni ben yapan toprak… “Belki gün gelir yine dokunurum,” diye geçirdim içimden. “Ama bu kez kendime kıyamadan, kızımı incitmeden.”

Kapıya vardığımızda Zehra durdu.
“Hazır mısın baba?”

Derin bir nefes aldım.
“Hazırım kızım… Bu sefer gerçekten hazırım.”

Ve böylece, Zehra’nın koluna tutunarak içeri adım attım—
yıllardır içimde taşıdığım yükü kapının dışında bırakarak.

Bunlar da İlginizi Çekebilir