Güncel felaket
Annem her gün hastaneye gidiyor, saatlerce kuvözün yanında oturuyormuş.

Babam ise işe gidiyor, sonra gece hastaneye koşuyormuş.

On yedinci gün Deniz’in kalbi durmuş.

Annem o gün hastaneden çıktığında kucağında bebeği değil, küçük bir karton kutuyla eve dönmüş.

Kutuda battaniyesi, bilekliği, bir tutam saçı ve birkaç fotoğraf varmış.

“Sonra ne oldu?” diye sordum.

Annem derin bir nefes aldı.

“Ben çöktüm.”

Aylarca odadan çıkmak istememiş.

Bebek odasının kapısını kapatmış.

Kimseyle konuşmamış.

Babam o dönemde şehirden uzaklaşmanın iyi geleceğini düşünerek bu kır evini almış.

Buradaki yatağı da o zaman satın almışlar.

“Deniz’in eşyalarını ilk gece bu yatağın altına koydum,” dedi annem.

“Niye?”

“Çünkü gözümün önünde olursa yaşayamazdım. Ama benden tamamen uzak olmasına da dayanamazdım.”

Kutuyu yatağın altına saklamış.

Sonra zaman geçmiş.

Ben doğmuşum.

Hayat devam etmiş.

Ama annem yatağı değiştirmeye bir türlü razı olmamış.

Çünkü o yatağın altında yalnızca bir kutu yokmuş.

Hayatının en büyük acısını da oraya gömmüş.

“Peki otuz bir yıl boyunca hiç açmadın mı?” dedim.

Annem başını salladı.

“Bir kez bile.”

“Nasıl yapabildin?”

Bana baktı.

“Yapamadım zaten.”

Gözyaşları yanağından süzüldü.

“Sadece o kutunun orada olduğunu bilerek yaşadım.”

Babam sessizce,

“Ben yatağı değiştirmeyi birkaç kez söyledim,” dedi.

“Annen her defasında öfkelendi.”

Annem ona baktı.

“Çünkü sen unutmamı istiyordun.”

“Hayır,” dedi babam. “Yaşamanı istiyordum.”

İkisinin arasında yıllardır konuşulmamış başka bir yara olduğunu o an fark ettim.

Annem, Deniz’i unutursa ona ihanet edeceğini düşünmüş.

Babam ise bu acının ailemizi yutmasından korkmuş.

Ve ikisi de bunu konuşmak yerine susmuş.

Otuz bir yıl boyunca.

Ben yerdeki zarfa baktım.

“Bu ne?”

Annemin yüzü yeniden değişti.

“Onu açmadım.”

“Kim yazdı?”

“Ben.”

Şaşırdım.

“Nasıl yani?”

“Deniz öldükten birkaç gün sonra.”

Zarfı bana uzattı.

Üzerinde annemin gençlik el yazısıyla şunlar yazıyordu:

“Bir gün bunu açabilecek kadar güçlü olursam…”

Annem titreyen elleriyle zarfı açtı.

İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.

Okumaya başladı.

İlk iki cümleden sonra sesi kırıldı.

Mektubu bana verdi.

Ben devam ettim.

Bunlar da İlginizi Çekebilir