“Sevgili Deniz,
Seni unutacağım için değil, seni her hatırladığımda nefes alamadığım için eşyalarını saklıyorum.
Bir gün başka bir çocuğum olursa, onu senden daha çok sevdiğimi düşünüp suçluluk duymaktan korkuyorum.
Bir daha mutlu olursam, sana ihanet etmişim gibi hissedeceğimden korkuyorum.
Ama doktor bana bugün bir şey söyledi.
‘Acı azaldığında sevgi azalmaz.’
Umarım bir gün buna inanabilirim.”
Mektubun devamını okuyamadım.
Annem ağlıyordu.
Babam başını öne eğmişti.
Ben ise yıllarca sadece inatçı bulduğum anneme bakıyordum.
Meğer o eski yatak bir eşya değilmiş.
Bir mezar taşı gibiymiş.
Görünmeyen bir mezar.
Annemin yıllarca dokunamadığı bir vedaymış.
O gün eski yatağı attırmadık.
Ama eve de geri koymadık.
Nakliyecilere teşekkür edip gönderdik.
Sonra kutuyu salona taşıdık.
Annem ilk kez Deniz’in bütün fotoğraflarını tek tek çıkardı.
Babam bazılarını yıllardır ilk kez görüyordu.
Ben ise hayatımda hiç tanımadığım ablamın yüzüne bakıyordum.
Küçücük bir bebekti.
Ama ailemizin otuz bir yıllık sessizliğini şekillendirecek kadar büyük bir iz bırakmıştı.
Akşam güneş batarken annem kutuyu kapattı.
“Bunu tekrar yatağın altına koymayacağım,” dedi.
“Ne yapacaksın?”
Bir süre düşündü.
“Eve götüreceğim.”
Babam ona baktı.
Annem devam etti.
“Bir fotoğrafını çerçeveleteceğim. Adını da artık saklamayacağım.”
Sonra bana döndü.
“Senin de bilmeni istiyorum.”
Elini tuttum.
“Keşke daha önce söyleseydiniz.”
“Ben de keşke söyleyebilseydim.”
Bir hafta sonra şehirdeki evlerine gittim.
Koridorda küçük bir çerçeve asılıydı.
İçinde Deniz’in o ilk gün çekilen fotoğrafı vardı.
Altında sadece adı ve yaşadığı tarihler yazıyordu.
On yedi gün.
Annem yanıma geldi.
Uzun süre fotoğrafa birlikte baktık.
Sonra,
“Biliyor musun,” dedi, “otuz bir yıl boyunca onu saklarsam kaybetmemiş olurum sandım.”
“Peki şimdi?”
Gülümsedi.
Hüzünlü ama huzurlu bir gülümsemeydi.
“Şimdi anlıyorum ki birini saklamakla hatırlamak aynı şey değilmiş.”
O gün şunu öğrendim.
Bazı insanlar eski eşyaları cimrilikten, alışkanlıktan ya da inattan bırakmaz.
Bazen bir yatağın, bir kutunun ya da sararmış bir fotoğrafın içinde yıllarca söylenememiş bir veda saklıdır.
Ama insan ne kadar uzun süre saklarsa saklasın, acı karanlıkta iyileşmiyor.
İyileşmesi için önce ışığa çıkması gerekiyor.
Annem otuz bir yıl boyunca yatağın altında bir kutu saklamıştı.
O gün o kutuyu çıkardığında aslında yaptığı şey geçmişi geri getirmek değildi.
İlk kez geçmişi yerine koyup hayatına devam etmekti.