Sana duyduğum sevgi sahte değildi. Ama bu sevgi bir annenin sevgisiydi. Sen ise bunu aşk sandın. Seni kırmaktan korktum. Her gün gerçeği söylemek istedim ama her seferinde sustum.”
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Yıllardır bana anne sevgisi gibi gelen o şefkati neden bu kadar huzurlu bulduğumu ilk kez anlıyordum.
Çünkü içgüdüler yalan söylemiyordu.
Dakikalarca konuşmadan oturduk.
Sonunda ayağa kalktım.
“Bu evlilik devam edemez.”
Başını eğdi.
“Biliyorum.”
Ertesi sabah kimseye açıklama yapmadan aile mahkemesine başvurduk.
DNA raporları ve hastane kayıtları incelendikten sonra evliliğimiz mutlak butlan nedeniyle geçersiz sayıldı.
Haber kısa sürede bütün kasabaya yayıldı.
Daha düne kadar beni aşağılayan insanlar bu kez şaşkınlık içindeydi.
Kimse gerçeğin böyle olacağını tahmin etmemişti.
Ben ise doğruca mezarlığa gittim.
Beni büyüten annemin mezarı başında saatlerce oturdum.
“Sen benim gerçek annem olmayabilirsin,” dedim gözyaşları içinde.
“Ama bana sevgiyi sen öğrettin. Ben senin oğlundum, hep de öyle kalacağım.”
Aradan dört ay geçti.
Aysel Hanım'ın hastalığı hızla ilerledi.
Her hafta onu ziyaret ettim.
Bu kez bir eş olarak değil...
Yıllar sonra gerçek annesini bulmuş bir evlat olarak.
Son günlerinde elimi tuttu.
“Bana anne der misin?” diye fısıldadı.
İlk kez o kelimeyi söyledim.
“Anne...”
Yüzünde tarifsiz bir huzur belirdi.
Birkaç dakika sonra son nefesini verdi.
Cenazesinde hem beni büyüten annemin hem de beni dünyaya getiren annemin fotoğraflarını yan yana taşıdım.
O gün şunu öğrendim:
Bir insanı anne yapan yalnızca doğurmak değildir.
Bir insanı evlat yapan da yalnızca kan bağı değildir.