Bir akşam ailece sofradayken Ece bana dönüp şöyle dedi:
“Amca, hastalandığım gün saçlarımı kaybettiğimi sanıyordum. Meğer asıl kaybetmekten korktuğum şey umutmuş.”
Emre elini tuttu.
“Umut paylaşıldıkça çoğalıyor.”
O sözler masadaki herkesi susturdu.
Oğluma baktım.
On yedi yaşında saçlarını kazıtırken onun sadece sevdiği kıza destek olduğunu sanmıştım.
Oysa o gün farkında olmadan onlarca insana cesaret vermiş, bir hastane servisinin havasını değiştirmiş ve küçücük bir iyiliğin ne kadar büyük dalgalar oluşturabileceğini göstermişti.
İnsan bazen dünyayı değiştirmek için büyük servetlere ya da olağanüstü güçlere ihtiyaç duyduğunu sanıyor.
Oysa bazen bir makinenin çıkardığı tıraş sesi, sessizce tutulan bir el ve “Yalnız değilsin.” diyebilecek kadar cesur bir yürek, bir insanın yeniden yaşama tutunmasına yetebiliyor.