Yolu Veronica gösteriyordu, nöbetleri, kameraları ve kör noktaları biliyordu; Ethan’ın adamları, hemşirelerden çok bir muhafız birliğini andıran güvenliği sessizce etkisiz hâle getirirken Ethan ve Veronica doğu kanadına koştular.



402 numaralı odaya girdiklerinde antiseptik ve unutulmuşluk kokusu yüzlerine çarptı; dar bir yatakta kırılgan bir siluet pencereye bakıyordu. Ethan olduğu yerde dondu, hissedar toplantılarında hiç titremeyen elleri rüzgârdaki yapraklar gibi titreşti.



“Catherine?” diye fısıldadı. Kadın yavaşça döndü; fotoğraflarda ışıl ışıl olan gözleri aşırı sedatiflerden bulanmıştı ama Veronica’yı görünce yüzünde bir tanıma kıvılcımı belirdi ve arkasındaki adamı gördüğü anda yıllardır dilsiz kalan boğazından yırtıcı bir çığlık koptu.



“Kımıldamayın!” Kapıdan buz gibi bir ses yükseldi; Ethan’ın baş ortağı ve sözde en iyi arkadaşı Julian Varga elinde silahla içeri girdi, arkasındaki iki adam çıkışı kapattı.



“Sokakta kalmalıydın Veronica,” dedi Julian çarpık bir gülümsemeyle. “Sen de Ethan, her zaman fazla duygusaldın;



Catherine vakfın fonlarını vergi cennetlerine aktardığımı keşfetti, onu öldüremezdim, vicdanım el vermedi, bu yüzden ona onurlu bir ölüm ve burada kalıcı bir emeklilik verdim.” Ethan kükredi ama Julian’ın silahının namlusu onu yerinde tuttu.



“Sana hayatımı ve ailemi emanet ettim.” Julian soğukkanlılıkla cevap verdi: “Ben de imparatorluğunu istiyordum; Catherine öldü sanılırken ve baban etkisizken grubun başına geçecek sıradaki bendim, hastane faresinin biri kapına dayanmasaydı her şey kusursuzdu.”



Hava elektrik yüklüydü, Julian tetiğe asılmak üzereyken koridorun gölgelerinden herkesin sakat sandığı Constantine Sinclair motorlu tekerlekli sandalyesiyle ortaya çıktı;



Veronica’nın güvenlik için açık bıraktığı interkomdan her şeyi dinlemişti. Julian ateş ettiği anda Constantine sandalyesini ani bir hamleyle onun bacağına çarptı, kurşun Ethan’ın kalbine değil omzuna isabet etti.



Oda kaosa sürüklendi, Ethan’ın güvenlik ekibi içeri daldı, arbede sırasında Veronica mermiler başlarının üzerinden ıslık çalarken Catherine’in üzerine atlayıp onu kendi bedeniyle korudu. Haftalar sonra ağustos güneşi malikânenin bahçesini aydınlatıyordu;



Julian Varga adam kaçırma, cinayete teşebbüs ve büyük çaplı dolandırıcılık suçlamalarıyla yüksek güvenlikli bir cezaevinde yargılanmayı bekliyordu. Kolu askıda olan Ethan verandadan izlerken çimde belirgin biçimde toparlanan



Catherine Veronica’nın yardımıyla fizyoterapi egzersizleri yapıyor, gözlerine hayat geri dönüyordu; yanlarında çayını yudumlayan Constantine artık güçsüzlüğünü gizlemiyordu.



Ethan Veronica’ya yaklaştı, genç kadın artık bakıcı üniforması değil şık bir takım elbise giyiyordu; Ethan ona hemşirelik lisansını iade etmiş ve Catherine Sinclair Vakfı’nın direktörlüğüne getirmişti.



“Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum, dünyamı bana geri verdin,” dedi Ethan yumuşayan bir sesle. Veronica ufukta gökyüzünün denizle birleştiği yere bakarak gülümsedi: “Kimse bana şans vermediğinde siz verdiniz Bay Sinclair, ben sadece karşılığını ödedim.” Ethan küçük bir kutu uzattı: “Artık bir çalışan değil, bu ailenin bir parçasısın.”



Kutunun içinden altın bir anahtar ve şu not çıktı: “Başkasının görmediğini gören kadına; bu ev her zaman senindir.” Gizem çözülmüş, yaralar iyileşmeye başlamıştı ve Sinclair Malikânesi’nde gölgeler nihayet gerçeğin ışığıyla yenilmişti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir