Kazalar bazen kaza değildir.
Altı yaşımdaki o gün gözümün önüne geldi. Meral’in yüzü gerçekten korkmuş muydu? Yoksa sadece üzgün müydü?
Son satırda bir adres yazıyordu.
“Eğer gerçeği öğrenmek istersen, buraya git. Ama dikkatli ol.”
Tavan arasındaki sessizlik kulaklarımı çınlatıyordu. Aşağıdan kardeşlerimin kahkahaları geliyordu. Hayat devam ediyordu. Ama benim içimde bir şey kırılmıştı.
O akşam Meral’i mutfakta yalnız yakaladım.
Mektubu masanın üzerine koydum.
Yüzü bir anda soldu.
“Bunu nerede buldun?” dedi.
“Tavan arasında. Babamın yazdığı doğru mu?”
Gözleri doldu. Sandalyeye oturdu. Ellerini birbirine kenetledi.
“Annen ölmedi,” dedi sonunda. “Ama yaşadığı şeylerden sonra saklanmak zorunda kaldı. Sen doğduktan sonra mahkemede ifade verdi. Çok tehlikeli insanlardı. Baban seni korumak için her şeyi üstlendi.”
“Peki ya kaza?”
Uzun bir sessizlik oldu.
“Kaza değildi,” dedi fısıltıyla. “Arabasının frenleri kesilmişti.”
Dünya başıma yıkıldı.
“Bunu bana neden söylemedin?”
“Çünkü o insanlar hâlâ dışarıdaydı. Seni korkuyla büyütmek istemedim. Baban da istemezdi.”
Gözlerimden yaşlar akıyordu ama içimde garip bir netlik vardı.
“Annem nerede?”
Meral başını kaldırdı. “Yaşıyor. Kimliğini değiştirdi. O adres… onun avukatının ofisi.”
Ertesi gün adrese gittim.
Küçük, sade bir hukuk bürosuydu. İçeri girdiğimde yaşlı bir adam ayağa kalktı. Soyadımı söyleyince yüzü değişti.
“Demek sonunda geldin,” dedi.
Beni arka odaya götürdü. Dosyalar, eski gazete kupürleri, mahkeme kayıtları…
Babamın ölümü “şüpheli kaza” olarak yeniden açılmış ama delil yetersizliğinden kapanmıştı. Annem devlet koruma programına alınmıştı. Yeni bir kimlikle başka bir şehirde yaşıyordu.
“Onunla görüşmek ister misin?” diye sordu avukat.
Cevabı biliyordum.

Bunlar da İlginizi Çekebilir