“Sonra bir gece kavga ettik.”
“Annemle mi?”
“Evet.”
Cemil, anneme “Ya benimle gelirsiniz ya da bir daha beni arama” demiş.
Annem ise öfkeyle ona gitmesini söylemiş.
“Ben de gittim.”
Başını öne eğdi.
“Hayatımın en büyük hatası buydu.”
Aradan birkaç yıl geçmiş.
Babam bizi terk etmiş.
Annem tek başına beni büyütmeye başlamış.
Cemil ise başka bir şehirde çalışırken ağır bir iş kazası geçirmiş. Aylarca hastanede kalmış.
Toparlandığında bizi bulmaya çalışmış.
Ama annem taşınmıştı.
“Sonra yıllar sonra bana bu mektup geldi.”
Masadaki zarfa baktı.
“Annen beni bulmuştu.”
“Neden gelmediniz?”
Cemil gözlerini benden kaçırdı.
“Çünkü mektupta senden uzak durmamı istedi.”
Artık dayanamadım.
Zarfı açtım.
İçinden üç sayfalık bir mektup ve küçük bir anahtar çıktı.
İlk satırı okuduğum anda gözlerim doldu.
“Sevgili ağabeyim Cemil…”
Annem yıllar sonra ona ulaşmıştı.
Mektupta geçmişte söylediği sözlerden pişman olduğunu yazıyordu.
Ama daha şaşırtıcı olan sonraki satırlardı.
“Eğer bu mektubu okuyorsan, hastalığım düşündüğümüzden daha hızlı ilerliyor demektir.”
Elimi ağzıma kapattım.
Annem kanser olduğunu benden aylarca gizlemişti.
Bunu biliyordum.
Ama Cemil’in mektuptan haberdar olduğunu bilmiyordum.
Okumaya devam ettim.
“Senden kızımı bulmanı istemiyorum. Henüz değil. Onun hayatına bir yabancı olarak girmeni istemiyorum. Önce kendi hayatını düzene koy. Eğer bir gün karşılaşırsanız ve o sana kendi isteğiyle iyilik yaparsa, o zaman ona gerçeği anlat. Çünkü kızım insanları dış görünüşleriyle değil, kalpleriyle tanır.”
Okumayı bıraktım.
Cemil sessizce ağlıyordu.
“Bu yüzden mi salona geldiniz?”
Başını kaldırdı.
“Hayır.”
“Ne demek hayır?”
“Seni bulduğumu bilmiyordum.”
Şaşırdım.
Cemil aylardır sokaklarda yaşıyormuş.
Çalıştığı küçük atölye kapanmış. Kirasını ödeyememiş. Birkaç ay arkadaşlarının yanında kaldıktan sonra tamamen sokakta kalmış.
Ertesi gün belediyenin bakım atölyesinde iş görüşmesi vardı.
Saçını kestirmek için rastgele bizim salona girmişti.
“Peki beni nasıl tanıdınız?”
Cemil acı bir gülümsemeyle cebinden başka bir fotoğraf çıkardı.
Benim on sekiz yaşındaki halimdi.
Annemle yan yana duruyordum.
“Mektubun içindeydi.”
“Yıllardır yanınızda mı taşıyorsunuz?”
“Her gün.”
Gözyaşlarımı silemedim.
“Beni yıllardır aradığınızı söylediniz.”
“Aradım. Ama annenin şartını bozmadan. Nerede yaşadığını öğrenmeye çalıştım. Sonra izini kaybettim. Bugün seni gördüğümde emin değildim.”
“Dövme?”
Başını salladı.
“Sen dövmeyi gördün. Ben de yüzünü.”
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonra mektubun sonuna geldim.
Annem şöyle yazmıştı:
“Cemil, eğer kızım sana yardım ederse ona mavi kuşun anlamını anlat.”
Başımı kaldırdım.
“Ne demek?”
Cemil bileğini masanın üzerine koydu.
“Annemiz bize çocukken hep mavi kuş hikâyesi anlatırdı. Kuşun yuvası fırtınada yıkılır. Herkes onun öldüğünü düşünür. Ama kuş başka bir yerde yeniden yuva kurar.”
Gülümsedi.