Güneş doğmadan, hizmetçilerin değişim saatini kollayarak odasından çıktı. Koridor sessizdi. Büyük merdivenlerden indi, mutfağın arka kapısından bahçeye süzüldü. Ayakkabılarını eline aldı, çıplak ayakla çimlerin üzerinden koştu. Demir kapının yanındaki küçük servis kapısını fark etti. Kilitli değildi.

Köy yoluna ulaştığında nefes nefeseydi ama kalbi ilk kez hafifti.

Doğruca annesinin yanına gitmedi. Önce ilçeye indi. Nikâh sözleşmesinin kopyasını belediyeden talep etti. Hukuki danışmanlık aldı. İmzalanan ek belgelerin bir kısmının baskı altında alındığını kanıtladı.

Birkaç hafta süren uğraşın ardından sözleşme iptal edildi. Adamın ailesi skandal çıkmaması için geri adım attı. Borçların bir kısmını zaten ödemişlerdi; kalanını ise kız, ilçedeki bir süt kooperatifine ortak olarak çalışmaya başlayınca kapattı.

Kolay olmadı. Ama kendi emeğiyle oldu.

Aylar sonra, babası tahliye edildi. Annesi devlet hastanesinde tedavi görmeye başladı. Hayat hâlâ mütevazıydı ama artık kimse bir başkasının merhametine bağlı değildi.

Genç kız bir akşam yine pencere kenarına oturdu. Yola baktı. Bu kez umutsuzlukla değil, kararlılıkla.

O gece konaktan kaçarken aslında sadece bir evden değil, korkudan da kaçmıştı.

Anladı ki gerçek güvence, başkasının serveti değil; insanın kendi iradesiydi.

Ve bazen en karanlık gece, insanın kendi kaderini seçtiği gecedir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir