Gönül hiçbir zaman beni bir itirafa zorlamadı. Sadece kapıyı açık bıraktı ve içeri girecek cesaretim olup olmadığını görmek için bekledi. Ben o cesareti hiçbir zaman gösteremedim.Bir gece, onu merdivenin ilk basamağında, bir elini duvara dayamış halde otururken buldum. İyi olduğunu iddia etti ama yine de kalkmasına yardım ettim. Kısa bir an için tüm ağırlığını bana verdi, sonra kendini geri çekti. Mutfakta ona çay yapmaya çalıştım ama suyun kaynamasını beklemeyi unutmuşum. Hafifçe güldü ve birkaç dakikalığına evdeki her şey neredeyse normal hissettirdi; sanki onun çatısı altına saklanmış bir yabancı değil de gerçekten kocasıymışım gibi.Tam o sırada telefonuma Cenk’ten bir mesaj düştü: “Emeklilik planı nasıl gidiyor?” Gönül, ona hazırladığım bardağa bakarak gülümsüyordu. Bir sorun olup olmadığını sorduğunda, Cenk’in her zamanki aptallıklarından biri olduğunu söyledim. Sonra ona şu cevabı yazdım: “Her şey yolunda. Kadın gidince, hayatım kurtulacak.” Kendimden tam iki saniye boyunca nefret ettim. Sonra telefonu kilitledim ve iki saniyelik bir utancın yeterli olduğunu düşünerek hayatıma devam ettim. Üç sabah sonra, Gönül mutfak zeminine bir kaşık düşürdü. Ocaktan arkama döndüğümde onun tezgaha tutunmaya çalıştığını gördüm. Dudakları kıpırdıyordu ama hiçbir kelime çıkmıyordu. “Hey. Bana bak,” dedim. Dizlerinin bağı çözüldü ve yere çakılmadan önce onu yakaladım. Hastanede, yorgun gözleri olan bir doktor beni buldu ve kalbinin durduğunu söyledi. Tek fısıldayabildiğim, “Sadece reçel yiyordu,” oldu.Cenaze üç gün sonraydı. Üzerime bana aldığı o montu giymiştim. Gönül’ün yeğeni Selen bunu hemen fark etti. “Tabii ki onu giyersin,” dedi. Ona havanın soğuk olduğunu söyledim. Başını iki yana salladı: “Hayır. Onu nasıl kullanacağını hâlâ çok iyi biliyorsun.” Onun kocası olduğumu söyledim ama Selen şu cevabı verdi: “Sen onun sadece bir projesiydin.” Bu laf, bir servet avcısı olarak çağrılmaktan çok daha fazla canımı yaktı; çünkü içimden bir ses bunun doğru olduğunu biliyordu. Yine de o utancın altında, bir düşünce sürekli kendini hatırlatıp duruyordu: vasiyetname.Ertesi sabah, Gönül’ün avukatı Kemal Bey’in karşısında oturuyordum. Evin Selen’e kaldığını söyledi. Bankadaki birikimleri ise caminin aşevi ve yardım fonuna aktarılacaktı. Boğazım düğümlendi. “Bana hiçbir şey bırakmadı mı?” Kemal Bey gözlüklerini düzeltti. “Sana kişisel bir eşya bıraktı.” “Bir çek mi?” diye sordum. “Bir ayakkabı kutusu,” dedi.Masanın üzerine eski, karton bir kutu bıraktı. Kapağında Gönül’ün o özenli el yazısıyla benim adım yazıyordu. Bunun ne olduğunu sorduğumda, Kemal Bey, “Bana, senin gerçekten istediğin şeyin bu olduğunu söylemişti,” dedi. Kutuyu açarken parmaklarım kaskatı kesilmişti. İçindeki ilk şey, katlanmış yazıcı çıktısı bir kağıttı. Üzerinde Cenk’e gönderdiğim o kelimeler duruyordu: “Her şey yolunda. Kadın gidince, hayatım kurtulacak.”Etrafımdaki ofis bir anda derin bir sessizliğe büründü. Kemal Bey, Gönül mutfaktayken telefonumun ekranının yandığını açıkladı. Gönül göreceğini görmüş, o kelimeleri bir kenara not etmiş ve avukatından bunları bu kutu için saklamasını istemişti. Yüzüme hiçbir şey vurmamıştı; çünkü kimse beni yakalamadığında ne yapacağımı görmek istemişti. Kaynak: Para ve kalacak yer için yaşlı bir kadınla evlendim

Bunlar da İlginizi Çekebilir