Okul çıkışında annemle babam kız kardeşimin çocuklarını arabaya aldı ama benim kızımı götürmeyi reddetti. Kızım Elif arabaya yaklaştığında annem camı indirip ona şiddetli yağmura rağmen yürüyerek eve gitmesini söyledi. Altı yaşındaki kızım yalvardı ama onlar arabayla uzaklaştı ve onu sırılsıklam, ağlayarak orada bıraktı.

Yağmur aralıksız ve sert bir şekilde yağıyordu. Okulun otoparkı gri bir aynaya dönmüş gibiydi.

Ben iş yerinde bütçe toplantısının ortasındaydım. Floresan ışıkları vızıldıyor, duvara yansıtılmış tablolar ve hesaplar konuşuluyordu. Tam o sırada telefonum toplantı masasının üzerinde titremeye başladı, sanki içinde bir şey varmış gibi.


Ekranda Ayşe Hanımın adı belirdi.

Daha telefonu açmadan midem sıkıştı.

“Sen Elif’in annesi misin?” diye sordu sesi aceleyle.
“Bu fırtınada okul kapısının dışında duruyor. Üstü başı tamamen ıslanmış ve ağlıyor. Annenle baban onu almaya gelmişti… ama onu bırakıp gitmişler.”

Bir an için etrafımdaki oda bulanıklaştı. Anahtarlarımı aldım, acil bir durum olduğunu söyleyip toplantıdan çıktım. Kimsenin izin vermesini beklemedim. Arabayı sürerken yağmur ön camıma öyle sert vuruyordu ki sanki bütün dünya bana bağırıyordu. Silecekler yetişemiyordu. Her kırmızı ışık sanki özellikle beni durduruyormuş gibi geliyordu.

Aklımda sadece Elif vardı. Altı yaşında, böyle bir korku için fazla küçük… Yetişkinlerin bile dışarı çıkmak istemeyeceği bir havada tek başına.


Otoparka girdiğimde onu hemen gördüm. Ayşe Hanım başının üzerinde bir şemsiye tutarak onu yağmurdan korumaya çalışıyordu. Elif’in pembe okul çantası suyu çekmiş, ağırlaşmış ve aşağı doğru sarkmıştı. Sarı saçları yanaklarına yapışmıştı. Omuzları titriyordu; sanki soğuk kemiklerine kadar işlemişti.

Arabamı gördüğü anda koşmaya başladı… Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilrisiniz..

Bunlar da İlginizi Çekebilir