Bu fotoğraf çekildiğinde yanımda oturan kadın ablamdı. Kolunu bacağımın üstüne atmıştı ama ikimiz de rahat değildik. Gülümsüyormuş gibi duruyoruz, ama içimizde gülümseyecek bir şey yoktu.
O gün bana “Gel, bir fotoğraf çekilelim” dedi. İstememiştim. Fotoğraf dediğin şey kalır. İnsan geçer, acı geçmez. Ama onu kıramadım. Her zamanki gibi.
Ben soldayım. Gözlerim karşıya bakıyor ama gördüğüm şey duvar değil. Yıllar öncesi. Annemin toprağa verildiği gün. Babamın sessizleştiği zaman. Evimizin birden nasıl boşaldığı.
Ablam sağımda oturuyor. Güçlü görünür hep. Ama o da benim gibi yoruldu. Bunu kimse bilmez. Ben bilirim. Geceleri nasıl nefesini tutarak ağladığını, sabaha karşı sessizce kalkıp abdest aldığını.
O gün konuşmadık. Konuşacak gücümüz yoktu. Sadece yan yana oturduk. Omzu omzumda, yükü yükümde.
Fotoğraf çekildi. Haftalar sonra torunlar getirdi. Gülüyorlardı. Ben de gülümsedim. Elime aldım.
Önce bize baktım. Sonra dikkatlice arkaya.
Bir anda nefesim kesildi.
Arkamızda görünen şeyi fark ettiğim an,
aklımı kaçıracak gibi oldum. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..
Çünkü arkada görünen şey, bir eşya değildi.
Bir gölgeydi desem, eksik kalır.
Bir anıydı desem, çok fazlaydı.
Duvarın dibinde, yarı karanlıkta, sanki biri durmuş bize bakıyordu.
Net değildi ama yok da değildi.
İnsan olmayan bir bulanıklık…
Ama insan gibi duran.
Fotoğrafı gözlerime yaklaştırdım.
Sonra uzaklaştırdım.
Işığa tuttum.
Kalbim, göğsümden çıkacak sandım.
Ablam fark etti.
“Elinde ne var?” dedi.
Sesim çıkmadı. Fotoğrafı uzattım.
Uzun süre baktı.
Öyle bir bakıştı ki bu;
bir şey gördüğünü ama adını koymak istemediğini anladım.
“Bir şey yok,” dedi sonunda.
Ama kolunu omzumdan çekti.
O an anladım.
Vardı.
“Anneye benziyor,” dedim fısıltıyla.
Dememle birlikte ablamın yüzü bembeyaz oldu.
Gözleri doldu ama ağlamadı.
Hiç ağlamaz zaten, gözyaşını içine akıtır.
“Saçma,” dedi.
Ama fotoğrafı ters çevirip masanın üzerine koydu.
Bir daha bakmadı.
O gece uyuyamadım.
Gözümü her kapattığımda o siluet karşımdaydı.
Bize değil, sanki arkamıza bakıyordu.
Sanki “yalnız değilsiniz” demiyordu da
“hiçbir zaman yalnız olmadınız” diyordu.
Sabaha karşı ezan sesiyle irkildim.
Ablam mutfaktaydı.
Sessizce çay koyuyordu.
Gözleri şişti.
“Biliyor musun,” dedi,
“annem öldükten sonra bazı günler
evin hâlâ dolu olduğunu hissediyorum.”
Bir şey demedim.
Fotoğraf çekmecede duruyor hâlâ.
Atmaya elim varmadı.
Bakmaya da.
Çünkü bazı fotoğraflar hatıra değildir.
Tanıktır.
İnsan geçer…
Ama bazı bakışlar, bazı yükler,
asla kadrajdan çıkmaz