Gülümsedi.

"Artık onu eksiklerimi saklamak için değil, bana neleri atlattığımı hatırlattığı için takıyorum."

Bu cevap beni derinden etkiledi.

Bir süre sonra okul yönetimi yeni bir uygulama başlattı.

Mezuniyet törenlerinde hiçbir öğrencinin görünüşü, sağlık durumu, dini inancı ya da fiziksel farklılığı nedeniyle ayrımcılığa uğramayacağını açıkça belirten bir kapsayıcılık bildirgesi hazırlandı.

Bu bildirge okulun girişine asıldı.

Altında ise öğrencilerin ortak önerisiyle tek bir cümle yazıyordu:

"Bu okulda herkes olduğu haliyle değerlidir."

Mezuniyet günü çekilen sınıf fotoğrafı da okulun en görünür duvarına asıldı.

Fotoğrafa her bakan önce Elif'in gümüş renkli başörtüsünü fark ediyordu.

Ama birkaç saniye sonra aslında onlarca öğrencinin aynı renk eşarpları ve atkıları taşıdığını görüyordu.

O fotoğraf artık kimsenin görüntüsünü bozmuyordu.

Tam tersine, okulun en değerli anısını temsil ediyordu.

Yıllar sonra Elif üniversiteyi bitirip çocuk onkolojisi hemşiresi olduğunda odasının duvarına ilk astığı şey diploma değildi.

Mezuniyet günü çekilen o fotoğraftı.

Altına da küçük bir not iliştirmişti:

"İnsanları farklılıkları değil, birbirlerini yalnız bırakmaları yaralar."

O gün anladım ki gerçek mezuniyet, bir diplomayı almak değildi.

Gerçek mezuniyet; önyargıları geride bırakıp, başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebilecek kadar insan olabilmekti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir