“Kan!” Aylin nefesini tutarak bağırdı. “Kanıyorlar! Aman Tanrım, ne oldu onlara?”

Ali’nin ön kolunda derin bir kesik vardı. Deniz’in elleri küçük kesiklerle kaplıydı, dizleri yaralı ve kanamaktaydı.

“Camı kırdık…” Ali hıçkırarak söyledi, önlüğünü tutuyordu. “Sana ulaşmak için kırmak zorundaydık. Babamız bizi kilitledi.”

Aylin’in kalbi bir an durdu. Onlar, onu kaybetmemesi için zarar görmüştü. Kırık camların içinden yürüyerek onu tutmaya çalışmışlardı. O sevginin büyüklüğü, herhangi bir hakaretten daha fazla çarpıyordu onu.

O anda üzerlerine tehditkar bir gölge düştü. Kerem Bey, öfke ve şaşkınlık içinde, nefes nefese geldi. Valeria’nın yalanlarıyla zehirlenmiş gözleri, sadece çocuklarını manipüle eden bir hırsız görüyordu.


“Bırakın onu!” Kerem Bey bağırdı, Deniz’i Aylin’in kollarından kapmaya çalışarak. “Pis ellerini çocuklarımdan çek! Kaçırma suçuyla seni hapse atarım!”

“Hayır, dikkat edin!” Aylin çığlık attı, çocuğun yaralı ellerini koruyarak. “Ona zarar veriyorsunuz! Ellerinde cam var!”

Kerem Bey durdu, kovulan kadının bu koruyucu öfkesi karşısında şaşkına döndü. Aşağı baktı ve kanı gördü. Derin kesikleri gördü. Bir babanın paniği, öfkesinin yerini anlık aldı.

“Onlara ne yaptın?” fısıldadı, dehşetle.

“Hiçbir şey yapmadı!” Ali bağırdı. Utangaç ikiz, babasının önünde dev gibi cesaretle duruyordu, yumrukları öfkeyle sıkılıydı. “Tehlikeli olan sizsiniz! Siz ve o cadı Derya!”


Nişanlının adının bu tonda anılması, Kerem Bey için buz gibi bir şoktu.

—Ali, ona saygısızlık etme!

“Derya saati oraya koydu!” çocuk bağırdı. Sözler kurşun gibi çıktı. “Deniz ve ben gördük! Saklambaç oynuyorduk yatağınızın altında. Geldi, saati çekmecenizden aldı, kötü bir şekilde güldü ve Aylin’in çantasına koydu.”

Kerem Bey dondu kaldı. Aklı bilgiyi reddetmeye çalışıyordu. Derya yüksek sınıf bir kadındı, nişanlısı. Bunu neden yapsın ki?

“Yanlış görmüş olmalılar…” Kerem Bey kekeliyordu.


“Hayır!” Ali ısrar etti, babasının bacağını itti. “Bizi İsviçre’ye göndereceğini söyledi. Bizi parazit, Aylin’i yük olarak gördüğünü söyledi. Çocukları sevmediğini söyledi!”

“Baba, lütfen bir daha peşinden koşma,” Deniz yalvardı, Aylin’in boynuna sarılarak. “Aylin, annemizin kokusunu alıyor. Derya ise soğuk ve korku kokuyor.”

O cümle, Kerem Bey’i en derinden bıçaklayan şey oldu.
Beş yıl öncesine, hastaneye, ölen eşine verdiği sevgi sözüne götürdü onu. Yas içinde, sevgiyi parayla karıştırmıştı. Evi oyuncaklarla doldurmuştu, ama evin kokusunu unutmuştu.

Kerem Bey yavaşça başını kaldırdı. Konağına doğru döndü. Ve o an onu gördü: ikinci kattaki pencerede Derya, olanları izliyordu. Yaralanan çocuklara yardım etmek için acele etmiyor, elinde şarap kadehiyle duruyor, sıkılmış bir şekilde televizyon izleyen biri gibi bakıyordu. Kerem Bey ona baktığında, kadife perdeleri kapattı.

O basit perde kapatma hareketi, çocuklarının kanı üzerinde kesin kanıt oldu. Milyonerin gözleri açıldı.


Kerem Bey, hâlâ yerde diz çökmüş, Mateo’nun yaralı ellerine kendi önlüğünü parçalayarak bandaj yapan Aylin’e baktı. Kadının ellerini gördü: sert, çalışkan, dürüst. Hiçbir zaman çalmamış, sadece vermiş.

“Affet beni…” Kerem Bey fısıldadı, pahalı takım elbisesini umursamadan önünde diz çökerken. “Gözlerim kördü.”

Aylin yeni bir kararlılıkla ayağa kalktı. Artık kör öfke yoktu, sadece soğuk, adil bir görev vardı. Eski valizi bir eline aldı, diğerini ona uzattı.

“Hadi eve gidelim,” dedi kararlı bir sesle. “Çocukları iyileştirmeliyiz. Sonra, evimden gerçek çöpleri çıkaracağım.”

Konağa dönüş, bir yenilgi değil, yeniden kazanımdı.

Bunlar da İlginizi Çekebilir