Mağazadaki sıra yavaş ilerliyordu. İnsanlar yorgun şekilde bekliyor, kimi saatine bakıyor, kimi elindeki ürünleri sinirli şekilde yer değiştiriyordu. Arabalar hafifçe gıcırdıyor, kasa ötüyor ve herkes sırasını bekleyip bir an önce eve gitmek istiyordu.
Bu sırada kucağında bebeği olan bir kadın duruyordu. Bebek battaniyeye sarılmıştı ve kadın onu sanki fazla kıpırdamaktan korkuyormuş gibi dikkatle kendine bastırıyordu. Sepetinde neredeyse hiç normal yiyecek yoktu. Bezler, mama, ıslak mendil ve sadece bir paket ekmek vardı — kendisi için.
Sıra ona geldiğinde kadın bir adım öne çıktı ve hafif titreyen eliyle kartını terminale yaklaştırdı.
— Yetersiz bakiye, dedi kasiyer başını bile kaldırmadan.
Kadın şaşırdı, kartını yeniden çıkarıp sessizce söyledi:
— Bir kez daha deneyebilir miyiz… Param olduğundan eminim.
Kartını tekrar okuttu. Ve tekrar. Ama her seferinde aynı sonuç çıktı.
Arkasındaki insanlar önce fısıldaşmaya, sonra yüksek sesle söylenmeye başladı.
— Paran yoksa neden sırada bekliyorsun?
— Eve git, insanları bekletme.
— Çocukla gelmek için de yer bulmuşsun.
O anda bebek uyandı ve yüksek sesle ağlamaya başladı. Kadın onu sakinleştirmeye çalıştı ama elleri titriyordu ve başaramıyordu.
İnsanlar daha da öfkelendi.
— Çocuğunu sustur, burada durulmuyor!