“Bebeğin annesi üç gün önce doğum yaptı. Şu anda hastanede, doktorların gözetiminde. Bebek sağlıklı olduğu için taburcu edildi. Annesinin yazılı izniyle onu geçici olarak ben teslim aldım. Resmî işlemleri hastanenin sosyal hizmet birimiyle birlikte yaptık.”

“Peki Orhan neden o fotoğrafta?”

Batuhan gözlerimi kaçırmadan cevap verdi.

“Çünkü bu bebeğin babası olduğunu söylüyor.”

Dizlerimin bağı çözüldü. En yakın sandalyeye oturdum. O anda kapıdan girip bunu söyleyen herhangi biri olsa inanmazdım. Ama karşımdaki, on iki ay boyunca tek kelime etmediği annesine dönmek için bütün cesaretini toplamış oğlumdu.

“Bunu nasıl öğrendin?”

“Tesadüfen. Ama önce benim neden gittiğimi bilmen gerekiyor.”

Batuhan sözlerini seçerek konuşuyordu. Evden kovulduğu sabahın öncesindeki gece Orhan’ın onunla uzun süre tartıştığını anlattı. Babası, bir süre önce telefonunda gördüğü bir mesaj yüzünden öfkelenmişti. Mesaj, Batuhan’ın yarı zamanlı çalıştığı kafeye gelen bir kadındandı. Kadın, Orhan’ı tanıdığını ve onunla konuşmak istediğini yazmıştı.

Batuhan mesajı babasına göstermiş, fakat Orhan konuşmayı reddetmişti. Ardından oğlunun kendi özel hayatına karıştığını söyleyerek onu tehdit etmişti.

“Ertesi sabah çantayı getirmesi rastlantı değildi,” dedi Batuhan. “Beni susturmak istedi. Ama o zamanlar kadının kim olduğunu ben de bilmiyordum.”

“Bana neden anlatmadın?”

“Anlatmaya çalıştım. O gece odama geldiğinde ağladığımı gördün. Sana bir şey söylemek istediğimi söyledim. Sen de babamın sabah sakinleşeceğini söyledin.”

Hatırladım. Yalnızca birkaç saniyelik, önemini anlamadığım bir konuşmaydı. Oğlumun yüzüne bakmadan onu teselli etmeye çalışmıştım. Bunun onu ne kadar yalnız bıraktığını şimdi anlıyordum.

“Beni affetmek zorunda değilsin,” dedim.

Batuhan başını eğdi.

“Şu anda affetmekten konuşamayız, anne.”

Bebeğin hafifçe kıpırdanması ikimizi de susturdu. Batuhan çantanın yanındaki küçük bebek çantasından temiz bir örtü çıkardı. Onun dikkatli hareketleri, bu sorumluluğu ne kadar ciddiye aldığını gösteriyordu.

“Bebek burada güvende mi?” diye sordu.

İlk kez ne yapmam gerektiğini açıkça biliyordum.

“Baban gelmeden gidebileceğimiz bir yer bulacağız.”

Telefonumu aldım. Yıllardır görüşmediğim ablamın numarasını aradım. Aramızdaki kırgınlıklara rağmen açtığında tek bir şey söyledim: “Sana ihtiyacım var.”

Ablam uzun açıklamalar istemedi. Evine gelebileceğimizi söyledi. Batuhan bebeğin evraklarını toplarken ben de kimliğimi, birkaç kıyafetimi ve gerekli eşyalarımı aldım.

Kapıdan çıkmak üzereyken telefonum çaldı.

Orhan’dı.

Aramayı cevaplamadım.

Ardından mesaj geldi: “Batuhan eve gelirse hemen haber ver.”

Ekrana bakakaldım. Oğlumun neden korktuğu artık daha anlaşılır hale geliyordu.

“Babam biliyor,” dedi Batuhan.

“Nereden?”

“Dün hastaneye gelmiş. Kadın onunla görüşmeyi reddedince ben konuşmak zorunda kaldım. Bebeğin annesinin kararına saygı duymasını istedim. Beni suçladı. Bugün nereye gideceğimi tahmin etmiş olabilir.”

Telefonu sessize aldım. Oğluma bakıp kapıyı açtım.

“Bu kez seni geride bırakmayacağım.”

Ablamın evine vardığımızda bebek hâlâ sakin görünüyordu. Batuhan, hastanenin verdiği bakım ve beslenme bilgilerini dikkatle kontrol etti. Ben onun yanında oturup anlatacaklarını dinledim.

Evden ayrıldıktan sonra önce bir arkadaşının koltuğunda kalmış, sonra küçük bir lokantada bulaşık yıkamaya başlamıştı. Birkaç ay içinde paylaşımlı bir eve taşınmış, gündüz çalışıp akşamları açık öğretim derslerine devam etmişti. Benim aramalarımı gördüğünü saklamadı.

“Her mesajı okudum,” dedi. “Ama cevap verirsem babamın nerede olduğumu öğrenmesinden korkuyordum. Bir de senin gerçekten onun karşısında durabileceğine inanmıyordum.”

Bunlar da İlginizi Çekebilir