Mektupta şu cümle yazıyordu:
“Bu evi ayakta tutanın maaş değil, emek olduğunu bana öğrettiğin için teşekkür ederim. Sen benim eşim, çocuklarımızın annesi ve bu ailenin görünmeyen kahramanısın. Bir daha bunu sana unutturmayacağıma söz veriyorum.”
Mektubu okurken gözlerim doldu.
Çünkü aslında ihtiyacım olan hiçbir zaman pahalı hediyeler ya da lüks tatiller değildi.
Tek istediğim, verdiğim emeğin görülmesi ve hayatı omuzladığım insanın gerçekten yanımda durmasıydı.
O gün anladım ki bir evlilikte sevgiyi ayakta tutan şey büyük sözler değil, zor zamanlarda paylaşılan sorumluluklardı. İnsan sevdiğini yalnızca güzel günlerde değil, en yorgun anlarında da desteklediğinde gerçek bir aile olabiliyordu. Murat bunu geç de olsa öğrenmişti; ben ise bazen tek bir cesur adımın, yıllardır söylenemeyen bütün cümlelerden daha güçlü olabileceğini öğrenmiştim.