gittikten sonra hayatımızı değiştiren şey.”
Titreyen elleriyle dosyayı açtı.
İlk sayfada eski bir noter belgesi vardı.
Yalçın satırları okurken kaşları çatıldı.
“Bu… annenin adı.”
“Evet.”
Yalçın’ın annesi Mualla Hanım, bizi terk etmesinden sadece üç ay sonra hayatını kaybetmişti.
Ama Yalçın bunu bile yıllar sonra öğrenmişti.
Çünkü ailesiyle de bağlarını koparmış, başka bir şehre gitmişti.
“Annen seni affedemedi,” dedim.
Yalçın başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Hayır. Ne kadar affedemediğini bilmiyorsun.”
Dosyanın ikinci sayfasını çevirdi.
Ve olduğu yerde dondu.
Mualla Hanım, yıllar önce kendisine ait olan küçük arsaları, iki dükkânı ve eski aile evini benim üzerime bırakmıştı.
Ama bir şartla.
Malların geliri yalnızca çocukların eğitimi ve geleceği için kullanılacaktı.
Yalçın şaşkınlıkla bana baktı.
“Annem her şeyi sana mı bıraktı?”
“Bana değil. Çocuklarına.”
Sandalyesine çöktü.
“Benim bundan haberim yoktu.”
“Çünkü o sırada başka biriyle yeni bir hayat kurmakla meşguldün.”
Yalçın gözlerini kapattı.
Ben devam ettim.
“İlk başta bu miras bizi zengin etmedi. Borçlarımız vardı. Ev dökülüyordu. Çocukların masrafı çoktu. Ama annenin bıraktığı iki dükkânın kira gelirini dikkatli kullandım.”
Berkay masanın yanına geldi.
“Sonra annem küçük bir ev yemekleri işi kurdu.”
Yalçın başını kaldırdı.
“Ne?”
Gülümsedim.
“Başta günde on tabak yemek yapıyordum. Sonra yirmi oldu. Sonra elli.”
Mahalledeki kadınlar bana yardım etmişti.
İlk büyük siparişimizi bir fabrikadan almıştık.
Sonra başka fabrikalar geldi.
Yıllar geçtikçe küçük mutfak büyüdü.
Bir dükkân kiraladım.
Ardından ikinci şubeyi açtım.
Çocuklar büyüdükçe onlar da yardım etmeye başladı.
Yalçın gözlerini salonun etrafında gezdirdi.
“Yani bu ev…”
“Bizim.”
“Arabalar?”
“Bizim.”
“İşletme?”
“Artık üç şubesi var.”
Yalçın bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra acı bir kahkaha attı.
“Ben sizi bırakırken aç kalacağınızı düşünmüştüm.”
Bu cümle ağzından çıkar çıkmaz pişman oldu.
Berkay’ın yüzü sertleşti.
Ben ise sadece ona baktım.
“Biliyorum.”
Yalçın başını kaldırdı.
“Ne?”
“Bunu biliyorum.”
Şaşkınlıkla bana baktı.
“Nasıl?”
Dosyanın içinden başka bir kâğıt çıkardım.
Yıllar önce gönderilmiş bir mektuptu.
Yalçın’ın diğer kadına yazdığı mektup.
Eşyalarını toplarken eski montunun cebinden bulmuştum.
Mektupta şu cümle vardı:
“Bir süre zorlanırlar ama sonunda ailesinin yanına dönmek zorunda kalır. Ben de bu yükten kurtulurum.”
Yalçın’ın elleri titremeye başladı.