Merve bana baktı. Gözlerinde korkudan çok başka bir şey vardı: anlayış.




Sonra elimi bırakıp Arda’nın yanına gitti. Elbisesinin eteği hafifçe sallandı. Küçük çocuk ağlamamak için dudaklarını sıkıyordu. Merve cebinden tören için sakladığı küçük şekeri çıkarıp ona uzattı.



“İstersen bunu alabilirsin,” dedi. “Benim babam üzülünce bana sarılıyor. Sen de istersen öğretmenine sarılabilirsin.”



İşte o an boğazımdaki düğüm çözüldü.



Çünkü anladım ki yoksulluk, bazen cebindeki para değil; kalbindeki eksiklikti. Ben kızımı markalarla, pahalı elbiselerle büyütememiş olabilirdim. Ama ona merhameti öğretmiştim. Annesinden kalan ipek yazmalar sadece bir elbiseye dönüşmemişti; sevginin görünür hâline dönüşmüştü.



Tören başladığında Merve sahneye çıktı. Işıklar elbisesinin üzerine vurdu, mavi çiçekler parladı. O an Defne’yi düşündüm. Eğer beni görebilseydi, eminim gülümserdi.



Belki mutfağı hâlâ sarıya boyayamadım.



Belki faturalar hâlâ masanın üstünde duruyor.



Ama o gün şunu öğrendim: Bir çocuğa verebileceğin en zengin hayat, gösteriş değil; yanında dimdik duran bir kalptir. Ve bazen bir babanın sevgisi, ipekten dikilmiş bir elbiseden çok daha fazla parlar.

Bunlar da İlginizi Çekebilir