Annem ağlamaya başladı.
“İdil, ne olur eve gel. Telefonda konuşamayız.”
Telefonu kapatıp doğruca annemin evine gittim.
Kapıyı açtığında yüzü bembeyazdı.
Elimdeki fotoğrafı görünce kapının kenarına tutundu.
“Allah’ım… Aylin…”
“Demek yaşıyor! Bunca yıl bana neden öldüğünü söylediniz?”
Annem gözyaşları içinde koltuğa çöktü.
“Baban yüzünden…”
Sonra yirmi üç yıldır sakladığı gerçeği anlatmaya başladı.
Babam gençliğinde küçük bir nakliye şirketi işletiyormuş. Şirketin borçları yüzünden ailemiz büyük sıkıntılar yaşamış.
Aylin o zaman on iki yaşındaymış.
Bir gün babamın şirketindeki kasadan büyük miktarda para kaybolmuş. Babam, parayı annemin erkek kardeşinin çaldığını iddia etmiş.
Ancak Aylin o gece babamın paraları başka bir adamla birlikte sakladığını görmüş.
Bunu anneme anlattığında babam öfkeden deliye dönmüş.
Kısa süre sonra dayım hırsızlık suçlamasıyla tutuklanmış. Aylin ise polise gördüklerini anlatmak istediğini söylemiş.
Babamın korktuğu da buymuş.
“Sonra ne oldu?” diye sordum.
Annem yüzünü elleriyle kapattı.
“Baban onu şehir dışında yaşayan halasının yanına gönderdi. Bana da birkaç haftalığına gittiğini söyledi. Ama sonra geri getirmedi.”
“Neden?”
“Çünkü Aylin’i geri getirirse her şeyi anlatacağından korkuyordu. Beni de seninle tehdit etti. Gerçeği açıklarsam seni elimden alacağını söyledi.”
İçimde yükselen öfkeyi tarif edemezdim.
“Peki öldüğünü söylemenize nasıl razı oldun?”
Annem başını kaldırdı.
“Razı olmadım kızım. Yıllarca onu aradım. Ama baban adresini gizledi. Bana bir trafik kazasında öldüğünü söyledi. Cenazesine bile yetişemediğimi anlattı.”
“Polise neden gitmedin?”
“Gittim. Ancak baban, Aylin’in akrabalarının yanında kendi isteğiyle kaldığını gösteren belgeler sundu. Bana da onu senden uzak tutmazsam seni bir daha göremeyeceğimi söyledi.”
Annemin anlattıkları korkunçtu.
Ama içimde hâlâ cevaplanmamış bir soru vardı.
“Aylin neden şimdi ortaya çıktı?”
Annem gözlerini kaçırdı.
“Çünkü baban üç ay önce öldü.”
Bunu biliyordum. Babamla yıllardır görüşmüyordum. Cenazesine bile gitmemiştim.
Ancak Aylin’in gelişinin onun ölümüyle bağlantılı olduğunu o an anladım.
Saat üçe birkaç dakika kala eski tren garının karşısındaki çay bahçesine gittim.
Aylin köşedeki masada oturuyordu.
İkiz bebekleri yanındaki pusette uyuyordu.
Beni görünce ayağa kalktı.
Birbirimize birkaç saniye sessizce baktık.
Sonra gözyaşları içinde sarıldık.
“İdil…” diye fısıldadı. “Seni yeniden görebileceğime hiç inanmıyordum.”
Ağlamaktan konuşamıyordum.
Sonunda masaya oturduk.
“Ablacığım, bunca yıl neredeydin?”
Aylin derin bir nefes aldı.
“Önce halamın yanındaydım. Sonra bir çocuk yuvasına verildim. Babamız hakkımda akıl almaz yalanlar söylemişti. Kimse bana inanmadı.”
“Neden bizi aramadın?”
“Aradım. On sekiz yaşıma bastığım gün eve geldim. Ama babamız kapıyı açtı. Bana senin başka bir aileye evlatlık verildiğini söyledi.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Yalan söylemiş!”
“Biliyorum. Ama o zaman inanmıştım.”
Aylin çantasından eski bir defter çıkardı.
“Geçen yıl halam öldü. Eşyaları arasında babamızın ona gönderdiği mektupları buldum.”
Defterin arasından birkaç sararmış kâğıt çıkardı.
Babam, Aylin’i yanında tutması karşılığında halama para göndermişti.
Üstelik mektuplardan birinde açıkça şöyle yazıyordu:
“Aylin geri dönerse her şeyi mahvedecek. İdil’in yerini asla öğrenmemeli.”
Kanım dondu.
“Bu mektuplarla ne yapacaksın?”
Aylin gözlerimin içine baktı.
“Dayımızın adını temize çıkarmak istiyorum.”
Meğer dayımız haksız yere hapis yatmış, çıktıktan birkaç yıl sonra da kalp krizi geçirerek ölmüş.
Ama asıl sürpriz henüz gelmemişti.
Aylin çantasından ikinci bir zarf çıkardı.
“Babamız ölmeden önce benimle iletişime geçti.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne?”
“Ölümünden iki hafta önce hastaneye çağırdı. Bana geçmişte yaptıklarını itiraf etti. Dayımızın suçsuz olduğunu söyledi. Konuşmamızı ses kaydına aldım.”
“Neden bunu yaptı?”
“Çünkü ölmek üzereydi. Vicdanını rahatlatmak istediğini söyledi. Ama benden bir şey daha istedi.”
“Neymiş?”
Aylin çantasından küçük bir anahtar çıkardı.
“Eski şirketinin deposunda sakladığı belgeleri almamı istedi.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Belgelerde ne var?”
“Dayımıza kurulan tuzağın kanıtları ve yıllar boyunca gizlenen başka şeyler.”
O an Aylin’in neden bu kadar yorgun ve çaresiz göründüğünü daha iyi anlamaya başladım.
Kocasını altı ay önce bir iş kazasında kaybetmişti. İkizleri henüz dört aylıktı. Borçlarla mücadele ederken babamızın geçmişini araştırmaya çalışıyordu.
Market kasasında parası gerçekten yetmemişti.
Ancak bana ulaşmak için o marketi seçmişti.
“İdil, senden para istemeye gelmedim,” dedi gözleri dolarak. “Ben sadece kardeşimi geri istedim.”