EŞİĞİN ARDINDAKİ GÖLGE: HAKİKATİN SESİ
Yatakta sanki bir saat geçmiş gibi hissettin, oysa beş dakikadan fazla olamazdı. Lavin nihayet elini bıraktığında fısıldamadı, yerinden doğrulmadı. Sadece sabahın gelmesini dilercesine sırtını yatağa yaslayıp karanlığı izledi. Sen bir süre daha dik oturdun; sırtın gergin, ağzın kurumuş, zihninde mantıklı bir açıklama arıyor ama bulamıyordun.

Şafak sökerken Lavin çoktan mutfaktaydı. Üzerinde sade pamuklu elbiselerinden biriyle ocağın başında durmuş, sanki gece hiçbir şey olmamış gibi yulaf lapasını karıştırıyordu. Dar pencereden sızan sabah ışığı, yüzüne düşen saç tellerinde parlıyordu. Yatak odasının duvarını kesen o ışık çizgisinin hatırası olmasa, her şeyin bir rüya olduğuna kendini ikna edebilirdin.


Eşikte durup onu izledin. Sen konuşmadan seni fark etti. “Kahve hazır,” dedi arkasını dönmeden.

Olduğun yerde kaldın. “Dün gece odamızın önünde kim vardı?”

Kaşık durdu. Sadece bir anlığına —bedeninin zaten hissettiği şeyi doğrulamaya yetecek kadar bir süre— eli tencerenin üzerinde donakaldı. Sonra karıştırmaya devam etti.

“Ne demek istediğini anlamıyorum,” dedi.

Neredeyse gülecektin. Komik olduğu için değil, kötü yalanların belirgin bir şekli olduğu ve şu an tam olarak buna baktığın için. Lavin pek çok şeydi: sessiz, yardımsever, kendini yok edecek kadar mütevazı… Ama asla dikkatsiz değildi. Söylediği her kelimeyi önce ölçerdi. Cehaleti taklit etmek için bu kadar çaba sarf etmesi, gerçeğin gece gelen tuhaf bir sesten çok daha büyük olduğunu anlatıyordu.

Bunlar da İlginizi Çekebilir