Annem ameliyatından sonra evine döndüğünde bir akşam yanına oturdum.
Bileğindeki mavi çiçeğe uzun süre baktım.
“Bunu hiç sildirmeyi düşündün mü?” diye sordum.
Gülümsedi.
“Çok kez.”
“Peki neden sildirmedin?”
Parmaklarıyla solmuş çiçeğin üzerinden geçti.
“Çünkü bir süre sonra onun bana yapılanları değil, oradan çıkmayı başardığımı anlattığını fark ettim.”
İşte o gün annemin bileğindeki küçücük mavi çiçeği ilk kez gerçekten gördüm.
Yıllarca onun gençliğinden kalma önemsiz bir dövme olduğunu sanmıştım.
Oysa o çiçek, korkudan kaçan genç bir kadının geride bırakmadığı tek parçaydı.
Annem bana geçmişini sakladığı için yıllarca kızabileceğimi düşündü.
Ama ona kızmadım.
Sadece bir şeyi söyledim:
“Bundan sonra hiçbir şeyi tek başına taşımayacaksın.”
Annem elimi tuttu.
Bazen aileden kalan en büyük miras bir ev, para ya da soyadı değildir.
Bazen küçücük bir izdir.
Ve o iz, insanın başına gelenleri değil, bütün bunlara rağmen ayakta kalmayı nasıl başardığını anlatır.