Raporu kayınpederim yüksek sesle okumaya başladı.
Okudukça yüzü ciddileşti.
“Bel fıtığı ilerlemiş… Aşırı fiziksel yüklenme kesinlikle önerilmiyor…”
Bu kez kayınvalidem gözyaşlarını tutamadı.
“Kızım, bize neden söylemedin?” diye anneme sordu.
Annem mahcup bir sesle cevap verdi.
“Torunlardan ayrı kalmasınlar diye ses çıkarmadım.”
O cümle herkesin yüreğine dokundu.
Ama en çok da Nesrin’in çocuklarına.
En büyük torun, sekiz yaşındaki Ece, masum bir sesle annesine döndü.
“Anne… Biz babaanneye canını acıtıyor muyduk?”
Annem hemen sarılıp, “Hayır yavrum,” dese de çocukların yüzündeki üzüntü görülmeye değerdi.
O an ilk kez Nesrin’in gözleri doldu.
Çünkü çocukları bile yaptığının yanlış olduğunu anlamıştı.
Ben ise son hazırlığımı açıkladım.
“Bugünden itibaren annemin kapısının anahtarı değiştirildi.”
Nesrin şaşkınlıkla bana baktı.
“Ne demek o?”
“Artık habersiz çocuk bırakamayacaksın.”
“Sen buna karar veremezsin.”
Annem ilk kez dimdik doğruldu.
“Hayır,” dedi kararlı bir sesle. “Bu kararı ben verdim.”
Odada derin bir sessizlik oluştu.
Yıllardır herkesi kırmamak için susan kadın, sonunda kendi hakkını savunmuştu.
Annem devam etti.
“Torunlarımı çok seviyorum. Ama ben onların ücretsiz bakıcısı değilim. Dinlenmeye, arkadaşlarımla vakit geçirmeye, doktora gitmeye ve kendi hayatımı yaşamaya da hakkım var.”
Bu sözler sofradaki herkesi düşündürdü.
Kayınpederim başını salladı.
“Doğru söylüyor.”
Kocam da ablasına döndü.