“Tanıdığımız en cesur kadın ne ünlü ne de zengin. O, hiçbir şeyimiz yokken bize inanan bir anne.”
Alkışlar yükseldi.
Bazı yolcular gözyaşlarını sildi.
Uçak pistten yükselirken Fatma koltuğun kenarını sıktı.
Tekerlekler yerden kesildiğinde gözlerini kapattı.
“Uçuyorum…” diye fısıldadı.
Ama varış noktası sadece bir uçuş değildi.
Bu, verilen sözün tamamlanışıydı.
SÜRPRİZ
İnişten sonra onu Abant’a götürdüler.
Yeşil tepeler berrak göle doğru uzanıyordu. Hava tertemizdi, neredeyse gerçek dışıydı.
Göl manzaralı güzel bir evin önünde durdular.
Mehmet bir anahtar uzattı.
“Anne… Burası senin.”
Ali yanına yaklaştı.
“Artık çalışmak zorunda değilsin. Şimdi sıra bizde.”
Fatma dizlerinin üzerine çöktü, gözyaşları özgürce aktı.
“Her şeye değdi… her gözleme, her uykusuz gece… hepsi.”
Yavaşça içeri girdi, duvarlara dokundu. Sanki görüntü kaybolacakmış gibi.
Teneke çatıyı hatırladı.
Kiralık odayı.
Yağmurun kovaların içine damlayışını.
Ve derin bir gerçeği anladı.
Aslında hiç fakir olmamıştı.
Çünkü sevgide hep zengindi.
BİR ANNENİN GÜN BATIMI
O akşam birlikte göl kenarında güneşin batışını izlediler.
Gökyüzü turuncu ve kızıl renklere büründü.
Birbirlerine sarıldılar.
Yumuşak bir rüzgâr yüzünü okşadı. Sanki merhum eşi de oradaydı, gururla gülümsüyordu.
“Artık dinlenebilirim,” diye fısıldadı Fatma.
Oğulları uçmayı öğrenmişti.
Ama daha önemlisi, fedakârlığın ne demek olduğunu öğrenmişlerdi.
Ve Fatma şunu keşfetti:
Bir anne sevgi ekerse, hayat onu kanatlandırarak, kat kat geri verir.
Bu gece uyumadan önce annenizi arayacak mısunuz?
Çünkü eninde sonunda hepimiz, bir zamanlar bizim koşabilmemiz için yalınayak yürüyen biri sayesinde yükseliriz.

Bunlar da İlginizi Çekebilir