HER ŞEYDEN VAZGEÇEN ANNE
Her sabah saat dörtte Fatma çoktan uyanmış olurdu.
Gözleme hazırlar, çayı demler, poğaçaları plastik kaplara dizer ve hepsini mahalle pazarına götürürdü. Çayın buharı gözlüklerini buğulandırırdı. Sac ellerini yakardı. Öğlene doğru ayakları şişerdi.
Ama asla şikâyet etmezdi.
“Taze gözleme! Sıcacık poğaça!” diye yorgunluğunu saklayan bir sıcaklıkla seslenirdi.
Bazı günler neredeyse her şeyi satar, öyle dönerdi. Bazı günler elinde kalanlarla gelirdi. Ama oğulları okula gitmeden önce mutlaka yiyecek bir şey olurdu.
Elektrik faturası ödenemediği için kesildiği gecelerde, Mehmet ve Ali mum ışığında ders çalışırdı.
O gecelerden birinde Mehmet sessizliği bozdu.
“Anne… Ben pilot olmak istiyorum.”
Fatma elindeki iğneyi durdurdu.
Pilot.
Kocaman bir kelimeydi. Pahalıydı. Uzak görünüyordu.
“Pilot mu, oğlum?” diye yumuşakça sordu.
“Evet. Büyük uçakları uçurmak istiyorum… İstanbul’dan kalkanları.”
Fatma gülümsedi ama göğsünde bir korku kıpırdadı.
“O zaman uçacaksın,” dedi. “Ve ben sana yardım edeceğim.”
Havacılık okulunun hayal edemeyeceği kadar pahalı olduğunu biliyordu.
İkisi de liseyi bitirip Türk Havacılık Akademisi’ne kabul edilince, Fatma hayatının en zor kararını verdi.
Evi sattı.
Arsayı sattı.
Eşinden kalan son somut hatırayı da sattı.
“Nerede yaşayacağız?” diye sordu Ali sessizce.
Fatma derin bir nefes aldı.
“Siz okuyun da, neresi olursa olsun.”
Pazara yakın küçük bir kiralık odaya taşındılar. Banyoyu başka ailelerle paylaşıyorlardı. Şiddetli yağmurda çatı akıyordu.
Fatma komşuların çamaşırlarını yıkadı. Varlıklı semtlerde ev temizledi. Pazarda satış yapmaya devam etti. Geceleri geç saatlere kadar dikiş dikti.
Ellerinde çatlaklar oluştu. Sırtı sürekli ağrıyordu.
Ama oğullarının okulu bırakmasını asla düşünmesine bile izin vermedi.
UZAKLIK YILLARI
Mehmet önce mezun oldu. Kısa süre sonra Ali de onu takip etti.
Ama ticari pilot olmak; uçuş saatleri, sertifikalar ve bitmeyen eğitimler gerektiriyordu.
Fırsat sonunda geldi — yurt dışından.
İstanbul Havalimanı’nda annelerine sıkıca sarıldılar.
“Geri döneceğiz,” diye söz verdi Mehmet.
“Başardığımızda, uçağımıza ilk binecek kişi sen olacaksın,” dedi Ali.
Fatma gözyaşlarıyla gülümsedi.
“Benim için üzülmeyin. Yeter ki kendinize dikkat edin.”
Ve bekleyiş başladı.
Yirmi yıl.
Cümle ortasında kesilen telefon konuşmaları. Defalarca dinlediği sesli mesajlar. Komşusunun yardımıyla öğrendiği görüntülü aramalar.
Yirmi yalnız doğum günü.
Ne zaman gökyüzünden bir uçak sesi geçse, dışarı çıkar ve başını kaldırırdı.
“Belki biri benim oğullarımdır…” diye fısıldardı.
Saçları tamamen beyazladı. Adımları yavaşladı. Ama umut onu hiç terk etmedi.
DÖNÜŞ
Sıradan bir sabah, yıllarca biriktirerek yeniden sahip olduğu mütevazı evinin önünü süpürürken kapı çaldı.
Komşudur sandı.
Kapıyı açtığında nefesi kesildi.
Karşısında iki uzun boylu adam duruyordu. Üniformaları tertemizdi, rozetleri güneşte parlıyordu.
“Anne…” dedi biri, sesi titreyerek.
Mehmet.
Yanında Ali.
İkisi de Türk Hava Yolları üniforması giymişti.
İkisi de ellerinde çiçek tutuyordu.
Fatma titreyen elleriyle ağzını kapattı.
“Gerçekten siz misiniz?”
Onlara sarıldığında sanki zaman katlanıp kapanmıştı.
Ağlama seslerini duyan komşular kapı aralıklarından bakmaya başladı.
“Eve geldik anne,” dedi Ali.
Ve bu kez bu bir söz değildi.
UÇUŞ
Ertesi sabah onu İstanbul Havalimanı’na götürdüler.
Fatma yavaş adımlarla yürüdü, gözleri hayretle etrafı izliyordu.
“Gerçekten uçağa mı bineceğim?” diye heyecanla sordu.
“Sadece binmeyeceksin,” dedi Mehmet. “Onur konuğumuzsun.”
Yolcular yerlerine oturduktan sonra Mehmet’in sesi anons sisteminden duyuldu.
“Sayın yolcularımız, bugün aramızda çok özel biri var. Oğulları havacılık okuyabilsin diye sahip olduğu her şeyi satan annemiz.”
Uçakta bir sessizlik oldu.
Ali devam etti, sesi titriyordu: