Nefesim boğazımda düğümlendi. Kağıtları elime aldığımda parmaklarımın titremesini durduramıyordum. Sadece bir tapu değil, beş tapu… Üç farklı şehirde arsalar, dükkanlar… Ve banka cüzdanlarındaki rakamlar, benim bugün sahip olduğum mal varlığından çok daha fazlasını işaret ediyordu. Hepsi Meryem’in üzerineydi ama finansör Selim’di.
“Nasıl olur?” diye fısıldadım boş odaya. Selim, benim dürüst, sadık, her adımı şeffaf kocam… Yıllarca bu sessiz kadına gizli bir servet mi akıtmıştı? Bir ihanetin belgesi miydi bu kağıtlar? Meryem, o “kendi halindeki” kadın, aslında kocamın gizli hayatının başrolü müydü?
Odanın havası aniden ağırlaştı, duvarlar üzerime gelmeye başladı. Valizin en dibinde, sararmış bir zarf buldum. Zarfın üzerinde sadece iki kelime yazıyordu: “Selim’den, Emanetçime.”
Zarfı açarken kalbimin atışı kulaklarımda bir davul gibi gümlemeye başladı. İçinden çıkan mektup, Selim’in el yazısıyla yazılmıştı ama tarih çok eskiydi; biz daha evlenmeden, hatta tanışmadan öncesine aitti.