“Anlatma. Ben zaten anladım.”
“Bir hata yaptım.”
“Ne zamandır?”
Cevap vermedi.
“Ne zamandır, Kerem?”
“Yaklaşık altı aydır.”
Altı ay.
Altı ay boyunca ben onun yanında kahvaltı hazırlamış, ilaçlarını hatırlatmış, kontrollerine gitmiş, geceleri sağlığı için endişelenmiş ve onun başka bir kadınla görüştüğünü bilmeden yaşamıştım.
Ama asıl canımı yakan başka bir şey vardı.
“Benden ne aldı?” diye sordum.
Kerem şaşırdı.
“Ne?”
“Selma senden ne aldı? Ben sana hayatımdan bir parça verdim. O sana ne verdi?”
Kerem başını eğdi.
Cevap veremedi.
O gece bavulumu hazırladım.
“Beni bırakma,” dedi.
Elimi tuttu.
Ben elimi yavaşça çektim.
“Ben seni zaten bırakmadım, Kerem.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Sen kendini bıraktın.”
Ertesi sabah evden çıktım.
Ailem bana dönmemi söyledi.
Arkadaşlarım “Boşan, hayatına bak,” dedi.
Ama ben haftalarca karar veremedim.
Çünkü insan bazen ihanetten çok, yaptığı fedakârlığın boşa gittiğine üzülüyordu.
Bir gün hastaneye kontrol için gittiğimde doktorum bana şöyle dedi:
“Biliyor musun, senin için en önemli şey bundan sonra kendine iyi bakmak.”
Bu cümle zihnimde günlerce yankılandı.
Kendime iyi bakmak…
Ben yıllardır Kerem’e bakmıştım.
Onun sağlığına.
Onun mutluluğuna.
Onun geleceğine.
Ama kendime hiç bakmamıştım.
Sonunda boşanma davasını açtım.
Kerem duruşmadan önce benimle konuşmak istedi.
Bir kafede karşıma oturdu.
Yüzünde eski yorgunluk vardı.
“Selma’yla bitti,” dedi.
“Bunun benim için bir önemi yok.”
“Pişmanım.”
“Biliyorum.”
“Beni affedemez misin?”
Uzun süre yüzüne baktım.
Sonra sakince cevap verdim:
“Seni affedebilirim.”
Gözlerinde umut belirdi.
“Ama sana geri dönemem.”
Başını öne eğdi.
“Neden?”
“Çünkü ben sana hayatımdan bir parça verdim. Sen ise bana sevginin karşılığını değil, kendime verdiğim değeri yeniden öğrenmem gerektiğini gösterdin.”
Gözlerinden yaş süzüldü.
“Sen olmasaydın bugün hayatta olmayabilirdim.”
“Biliyorum.”
“Bana ikinci bir hayat verdin.”
“Evet.”
Bir an sustum.
“Şimdi o hayatı kendin için yaşa.”
Ayağa kalktım.
Kapıya doğru yürürken arkamdan seslendi.
“Peki sen?”
Durdum.
“Sen ne yapacaksın?”
Gülümsedim.
“Ben de bana verdiğin ikinci hayatı yaşayacağım.”
Aylar sonra küçük bir sahil kasabasına taşındım.
Yeni bir ev tuttum.
Sabahları yürüyüşe çıktım.
Kendime kahve yaptım.
Kitap okumaya başladım.
Uzun zamandır ertelediğim şeyleri tek tek gerçekleştirdim.
Bir gün aynanın karşısında durup bedenimdeki izin üzerinden parmaklarımı geçirdim.
Eskiden o ize baktığımda Kerem’i hatırlıyordum.
Artık kendimi hatırlıyordum.
Çünkü o iz bana yalnızca bir ameliyatı değil, bir gerçeği de anlatıyordu:
İnsan sevdiği biri için büyük fedakârlıklar yapabilir. Ama yaptığı fedakârlık, karşısındaki insanın ona ihanet etmesini haklı çıkarmaz.
Ben Kerem’e hayat verdim.
O ise bana, hayatımı başkasının sevgisine bağlamamam gerektiğini öğretti.
Ve yıllar sonra ilk kez gerçekten huzurluydum.
Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkarken aslında bizi eksiltmez.
Bize, kendimizi yeniden bulacağımız boşluğu bırakırlar.